başı sonu sen


bir yalnızlıkta iki kişi…
işte böyle kelime oyunlarında hep kaybettim ben,
ne demek istediğim anlaşılamadı.
ki ben zaten, hiç bir anlamı yalnızlaştıramamıştım daha,
velev ki, ne gerek var.
düz yazsam, aralıksız, geniş oluyor, alt alta sıralasam, boyu uzun şiir.

hiçbir şekle sığdıramıyorum anlamını yokluğunun

hiçbiri anlatamıyor beni bana,

sen nasıl anlayacaksın!

aslında hep uzun bir yazı yazmak istemişimdir.

sayfalarca ama.

başı sen, sonu sen bir nefeste.

olmadı.

 

Reklamlar

peri


gizemli peri, geçmişten kalan,
sarsan güzelliğiyle tüm gerçekliği.
uçuşkan sihirli bir edebiyat,
naif karışkan bir şarkı,
parlayan ateş gibi sessiz.
yaşayan sanata inat,
su gibi biçimsiz.
ne hayal, ne gerçek peri,
isimsiz.

ama


kaçtıkça tutunuyorum sana ey fikir, açtıkça tutuluyorum kapılarında. geceden geçiyorum hiçbir iz bırakmadan ve güneşin kuytusuna sokulurken çoktan yutmuş oluyorum yıldızların şehrini. her şeyi, her yerde arıyorum belki de. anlamsız ve çıkarsız. 

asıl


itaatkar köpekleri gibiyiz şimdi maddinin. asılsız meçhulleriz belki de, sadece varlığından bahsedilen ama gerçekte hiç olmamış ölü doğurganlar. sanıldığı gibi değil insan oluşumuz… oluşumuz, evrilmişliğin acizliğine gebe fikirlerle kaynıyor. ve neredeyim ve nasıl? kimin ayağının altında ezilmiş asıl…

yazu


nasıl olsa anlamsızlaşacak birazdan her şey. uzaya uzaya bakacak bebekleri gözlerin. kor mavi bir yangının gölgesinde, uzayıp gidecek adımlar . sus ve adam olmuş çocukların şarkısını dinle. kısa zaman sonra uzayacağız.

kaçak


dudağımda paslı iğnelerle dikilmiş ismin,
bir açsam ağzmını,
kanarım…

her gün suretine dokundugum duvar,
kokuna sarıldıgım yastık…
ve akla gelmez her şeyde seni ararım.

ben fikrimce her gün yanarım,
sen bahtınca yasarken.
ben aklıma kanarım,
sen şaşarken.

şiir bilmez çocuktum oysa dün,
bugün şiir duysam kaçarım.

düne kalan


bir yerde dur dersin zamana, sen burada kal, ben gidiyorum. bazen de zamanla beraber oracıkta sıvışıp kalırsın. bir adım atmak gelmez içinden. başını orta yerinden çatlatır kalakalırsın. yazmak için ayrılık gerek bana, her seferine gerek yok tek bir ayrılık. tek bir acının içinde eriyip gidersin. umursanmaz düşlerin aydınlığı, umudun sesi yankılanmaz hiçbir yerde. parmak uçlarından asılmış bir şairin sızısını akıtır gözlerin, bir adım gerisi hep huzurdur artık.
annemin çiçekleri hiç bitmedi oysa.babam hala aynı. kardeşlerim büyüdü işte biraz, zaten onlarda biliyor seninle gittiğimi. sokak da aynı, odalarda. hepsi boşluğuma saklanmış seni bekliyor…
hayaller mi, gözlerinden ruhuma akan aşk mı?
boşluğuna sarıp götürdüğünden beri bekliyorum.
ama artık ne sana gelirim, ne sana giderim. sen de bana gidersen selam söylersin.

kendinden habersiz


sokaktan kadın çığlığı, gökyüzünden helikopter patırtısı, fonda bir türkü egeden, yörü yörü dilber salma saçın sürüsün..
kahverengi kadife perdede spot yanıkları, ölmüş bonzai, iki balık turuncu beyaz. eskimiş bir radyo, çalışmıyor benim gibi. samandan örülmüş kolon, dört çevirmeli düğme gibi dalgalar, elli santim uzunluğunda on santim boyunda bir fm am göstergesi… öyle işte ona bakıyordum da çok garip.
çalışmıyor.

deliliğin malzemesi olmuş çocuk. unutmuş muhtemel.
kağıdın arkasına yazılmış bir kaç dokunaklı tükenmez kalem. her aklına geldiğinde yazabilmek için söz yerine tükenmez kalem kullanarak kendini kandırabileceğini sanmış. şimdi size anlatsam, zor. ünlemmiş bir cümlenin öznesi olmak için kazımış kafasını.
sıfıra vurdurmuş.
evet ben böyle şeyler duydum.
şaka lan şaka.

yani bazen bi heyecan sarıyor, sanki bir şeyler yazıyormuşsun hissi uyanıyor. sonra tabi masadaki cevizli baklavaya takılıyor adamın gözü. ananın gözü, dananın böyle sırtında bir bölüm var, son sezon finali bölümü, heh işte ondan beyti kebabı yapıyorlar ama çok fena.
neyse.

bilmiyorum ki


kum tanelerini çiğneyerek okumanın,
yaşamanın,
ne demek olduğunu,
severken derinden korkunç bir nefretin tüm kalaları kuşattığını hissetmek,
ağlarken oh olmuş sana ey adam
ey adam suretindeki mahluk
demenin,
selam verip almanın imkansızlığında yığılıp kalmanın
ne demek olduğunu,
korkunun saltanatına boyun eğmeden dimdik durabilmenin
ve gayri hep öyle yaşamanın…
beni delirten kelimelerle koyun koyuna yatmak zorunda olmanın …

ah…

ağır sapık


konuşmak, edebiyatın en saf haliyken. sadece ahengiyle bile insana yeni kapılar açabilecekken, neden susmak en büyük erdemlerden biridir. yoksa biri bizi konuşmamamız için koşullamış mı. gerçi ben öyle pek inanmam koşullanma filan, ben allah’a inanırım. susmak da bir başka ama. gizem, bilinmezlik hep dikkatimizi çeker değil mi. susmak bir su gibi duru ve hür, tam özünde konuşlanmak.
yakın zamanda bir şeyler olacak hissediyorum. evet bir de utanmadan hissediyorum. hayalleri hiç karıştırma zaten. nefesim rüzgarın sesinde. en sevdiğim yalnızlığımla beraberim yine. her sözümde bir iç isyan, büyük doğu.
ve aşk dokunmak için tenimi kokluyor.

şu ana kadar gayet saçma saçma gidiyordum ama, “aşk dokunmak için tenimi kokluyor” ne lan. ağır sapık.

karışık


yine aynı köşede bekliyorum. sessiz sakin. bana dokunmadıkça kimse, gözlerimi yerden kaldırmıyorum ya da ismim yankılanmadıkça bir soru içinde verilecek hiçbir cevabım yok. umutsuz değilim, sadece kendimi didikliyorum. saçlarımı çekiştirip, huzursuz bacak sendromumla paşa paşa yaşıyorum.

malumunuz kitap okuyanı bulmak da hayli zor. okumak iyidir. ama cok okumak da o kadar iyi değil bir başka açıdan. ama yeni bir acıdan dolayı yazmak en iyisidir bu hallerin. yani okumaya ayıracağı vakti yazmaya ayırsa insan “bireysel gelişimi” açısından daha iyidir. ama acısı yoksa insanın bireysel gelişemez ki, o ancak toplumsal gelişimin bir parçası olur. e peki toplumsal gelişimin en önemli unsurlarıdan biri de yazı değil midir edebiyat değil midir, bugün için anlamı olmayan dağlardan gelen rüzgarın, deniz sesinin alacakaranlık yıldızlarının yazıya döküldüğü bir şiir yarın belki de seni bana getirir.
ne oldum demeyeceksin, ne olacağım da demeyeceksin. aslında bana kalsa hiçbir sey demeye gerek yok da sen yine de ne oluyorum diyebilirsin.
aslında ben gündüzü bekliyorum, sen bahanesin. biliyorum gelmeyeceksin seni beklemedikçe…
evet biliyorum, kendimle inatlaşıyorum. ama ne yapayım yapım böyle.. yapım aşamasındaki yeni modellere de bir bakın isterseniz. predatörler geliyor yeni. sonra Cern deneylerinde ışık hızından daha hızlı hareket eden nötrinolardan bahsediliyor. fizik olayları karışık bu ara, izafiyet sallantıda. ama ben ilk önce fiziğe bakarım arkadaş ne öyle ruhu güzel olcak kalbi temiz olcak, öyle safsatalara inanmam. hem zaten bunun içinin güzelliği dışına yansımıyorsa ohhoooo olmaz öyle tamam. akdeniz e piri reis inmiş.gazze’ye hiç girmiyorum.

bilmiyorum


ey kalıp ıcınde kalıp, bıcım ıcınde bıcım,
yoklugunda bır nefesı alırken
ruhuna zerk etmıs zehrı kusmanın acısını bılıyor musun?
aklına dusmus bır soruyu yuzlerce kez cozup,
her seferınde dogruyu bulduguna ınanmayı…
pencere kenarından bır kedıye ımrenmeyı,
saatın sesının yosmalasmıs bedenıne her carpısında
zamana aldanmayı…
paslı çivileri bogazından kanlı ıhtılallerle dokmeyı
bılıyor musun?
hıcbır sey bılmeden ölüp dirilmeyi…
kelımeler kelımeler kelımeler…
bılmeden, anlamadan, ucup gıdısını ızlemenın acısını
bılıyor musun ?

bil ki


Tekrar solumaktan ben de zevk almıyorum sensiz hayatın kokusunu.Bir bilen vardır elbetlerde de degilim sorularıma yanıt için.İci geçmiş bir zindan köhneliğinde oturup, küçük hayallerle sarmalarım ruhumu. Fakat çıkmam gerek içimden başka bır benle. Kim olduğumu bilmeden yeniden inanmalıyım bir şeylere. Elbet bir yol bulurum, adın her geldiğinde aklıma gülmekten vazgeçersem ya da atabilirsem dudağımdan tadını .Mişli geçmişliğime dönüyorum, gecen geçmiş. Şimdiki zamanlarına dikkat et. Eğer boynundan omzuna çizdiğim cizgi kadar titrerse için bil ki gidiyorum…

bak şimdi


yazılar yazardım oysa…
düşünüp düşünüp kahrolurdum keskin cümle öbeklerinde, parçalanır savrulurdum. gece eserdi her daim içimde ağlamaklı. hafızamın her köşesine seni sığdırır, etrafa yalnızlık sızdırırdım.
derli toplu konuşamam ben zaten, her yerinden kesik yemiş film şeridi gibi anlamsızlığımla avunurdum. 
bak şimdi, artık üç beş cümle bile etmiyorsun.

denzorden


gerçekten.
bazen her şey çok karışık.
kırışık bildiğin tüm kadınlar,
aşkların ruhu yılışık.
nasılsa suç bulmak kolay.
anlam vermek zor bir ayrılığa,
zor
dolanıp durmak umutsuzluğun aynasında,
renksiz bir geceye yaslamak sırtını.

gerçekten…

her şey aynı


zıt anlamları barındıran kelimeleri bir araya getirerek oluşturulmaya çalışılan ironiklikle yaratılan farklı anlamlar, bir köke ve karaktere sahip olmalıdır. o zaman bir değer ihtiva etmeleri mümkündür. yıkılan duvar değil, duvarı yıkan rüzgar olmak mesele. yoksa her sözünüz, beşeriyet içinde kaybolup gidecektir. güç odur ki, kanına karışsın, ruhuna işlesin.

kelimenin gücü, ardına bakmaksızın ilerleyen bir yolculuğun içinde, tutunacak bir güç bulup, ona karışarak hızlanmaktır. yolda zaruriyet dışına çıkmadan hakikati aramak. korkularla bezenmiş, hazlardan uzak bir imtihanın yüz ölçümünde kaybolmak. nasıl?

önce kendini inandığı şeye memur etmeli insan. onun saflığına ve doğruluğuna bütünüyle inanmalı. bu bir durum, bir fikir ve bir insan olabilir ya da hepsi birlikte. uzun zamandır bu hakikatin içinde debelenip durmaktayım, aslında yeni yeni durulmaktayım. yeni yeni anlamaktayım gerçeğin bu çileli karmaşasını. şimdiye kadar bu büyük özün temellerini attığımın farkında olmadan çırpınıp durmuşum sabırsızca. her şey, her gecen gün buldugu yeni anlamlara yapışırken, yürüdüğüm köprüyü benim sanmısım.

evet artık parmaklarım titriyor aklımdan geçerken ismi. öyle eskisi gibi toz bulutunda kum taneleri gibi savrulmuyor kelimeler, uçuşup durmuyor anlamsızca. öylece duruyor ve bekliyorum. ağır ağır doluyor içime. en küçük bir anı hatırlamak bile ruhumu titretiyor. susmak isteyişimin çaresiz haykırışları olmaktan öte değil bu.onu anlatmak, ona yaklaşmak onu yaşamak artık herşey. yüz yüze kaldığım tek gerçek var, ona asla dokunamayacağım. ve bunun tek sebebi onu ellerimin arasından kaçırmış olmam. işte bu benim yalnızlığımın kısa hikayesi. benim mahkumiyetim. bir taraftansa en büyük zaferim. kendimi alt ettiğim ve kabullendiğimin ifadesi, tezahürü.

öylece durup gökyüzüne bakmak, maviliğinde kaybolmak, erimek gölgesinde yalnızlığın. seni sevmek her yerde aynı, her şey aynı sevmek…

içine çekingen


şimdi size gözlerimi açar açmaz bir şeyler yazmaya basladığımı anlatmak isterdim fakat durum daha farklı gelişti elbette.böyle gereksiz bir girişle nerelere kadar gidebilir ki insan diye düşünüyorum şimdi de ama anlatacağım.uyandım,lodosun çığlığı kemiklerimi titretmişti,geceden okuyarak uyumaya çalıştığım kıtap göğsümün üzerinde duruyordu.yok hayır o sahne yaşanmadı ama hep istiyorum o kıtap artık benım göğsümde de uyansın.benım neyım eksık ulan.neyse konuya karışalım yıne.gözlerimi açan bu şiddetli ve davetkar rüzgarla birlikte saate doğru çevirmeyi de ısterdım ama saatte yok bende.mecburen bilgisayarı acmak zorunda kaldım.saate baktım.ohoo daha 9 u 10 geciyor.yattım tekrar.sonra gözlerimi bir daha açtım saat 11 olmuş.kalkmadım bende yatakta öyle durdum giden saatin inadına.gitti.bende kalktım elimi yüzümü yıkadım buraya geldim

nesterentekomandayu


bak şimdi,bir şehir boşalacak soluklarına,nefesinin tam ortasına.kıpkırmızı bir din yaratacak sana insanoğlu.tutup boynundan ufkunu sallayacak ağır ağır.kelime kelime kaçacak ihbar yollarına.teninde resmi şeytanın senden habersiz çizilmiş olacak ve masumluğunu coktan yitirmış olacak dünya.küçük çelimsiz ellerinle tek başına kalacaksın,içine çekmiş gözlerin,geninde ruhuna tecavüz edilmiş bir ırkın yolcusu olarakkalarantaudemasta.nesterentekomandayu .

Dan dara Dan dara DaN


kuralları mı varmış insan olmanın.zaten parmaklarım buz tuttmuş.ama sıcak bır hava var dısarda,yani öyle söylenebilir..

hıc ardına bakmadan yurunen yollar vardır,göz kırpmadan burnunun dikine…öylesine dikkatli ve şiddetli.nefesini tutup hayatı bir anda suyun dibinde, içine çektiğin havayı soluyucak kadar hızlı, yoğun ve acımasız yaşamak istercesine.ya da ardı ardına sıralanan kelimelerin anlamını toparlarken,gelecek cümlelerin hayalini kurmanın hazzını,iliklerine işleyen bir kitapmışcasına yaşamak gibi…

bi dur sakin ol derler adama.derler mi.demezler.diyen olur mu.sanmam.hiç mi.az.iyi o zaman.

hiç iyi bir şeydir.
diridir en azından,diri diri diri daN.

 

dört köşe yalnızlık


yalnızlığın dört köşesiyim.
ilk köşem çaresizlik. artık, kabullenilmiş bir hayatın yük treni gibi her durakta rastlantısal gözyaşlarını toplayarak devam ediyorum bir çukur istasyona. dur durak yok. bazen el sallayan küçük yüzler görüyorum terk edilmiş kasabalardan ve arada bir de raylardan gelen seslerden melodiler oluşturabiliyorum kendime. hepsi bu.

ikinci köşem tükenmişlik. eriyip bitmiş bir mumun bulanık sıvısı gibiyim, öylece dona kalmış son haliyle. olduğum yerden kazımaya çalıştıkça birleri, son ve bütün halimi zedeleyip parçalamaktan öteye gidemiyor. eritip yeniden şekil vermeye çalışanlar da yakmayı beceremiyor.

üçüncü köşem inançsızlık. evet rüzgar öylece esip duruyor deniz kokusunu taşırken soluklarıma, elbette güneş sıcaklığını vuruyor içime bir çocuk gibi… zaman attığı tokatları affettirmek için hep başucumda, tik-tak. ama kim saklayacak yüzümde kalan ihanetini aşkın. sadeleştirilmiş acımın kat sayılarını kim bulacak.

dördüncü köşem umutsuzluk.

yoksun


tutarsız iklimin biçimsiz çocuğu,
haykır olanı biteni artık.
sök at içinden acı katranını.
iadesini bekleme aşkının,
gidenin ellerinde zamansız bir bomba gibi kalsın bırak.
karmaşıklığında zihninin,
çözümsüz sorulara inat,
arama tahtını.
herkesin anlayacağı dilde sev.

karanlık


karanlık diz çöktürdü.şimdi burda butun nefesını duyabılırsınız hayatın.ensenizin kökünde bir ağaç,burnunuzun dibinde koca deniz var.ve sonbahar üstüne üstlük.rengi bile bir acayip bu karanlığın.serin, yeşil yapraklı deniz kokusunu,gece mırıltısını,küçük heyecanlı titreyişini her an hissedebilirsiniz…avuç içlerinizde şehvet,göz bebeklerinizde acı kaldıysa hala hiçbir zorluk yaşamazsınız.karanlık diyerek ürkmenin anlamı yok,zamanla alışıyor gözleri insanın.

pamuklu pastel boya


bir şehrin iki kapısı,
sürgün suların melodisinde.
gökyüzü karanlık,
fikirler ama..
çaresiz tutunulmuş bir çiçek bahçesi,
ve bekleyişler…
sarmalanan inançlar çilesi,
gözle görünür bir yalnızlık,
bir ötekisinin korkusu,
ve zaman…
iki kapısı amansız bekleyiş,
ver aklını birine,
sor diğerine.
uçurum gözlerinden ağlama düşersin,
doğurgan teninde bekleme asla,
çepeçevre tekerler seni kelimeleriyle,
bir ucu düşkün,
bir ucu çapa!

çapa mı…evet çapa .bende bu çapa bölümüne gelene kadar ne yaptıgından habersız bır kuğu gibi yazıyordum.kuğu mu…evet kuğu,ama renkli.işte bir baktım ki burda buldum kendimi.kuğular, çapalar, arada yağmur da yağıyor,pastel bir hal alıyor hava.hani pamukla biraz renkleri parlatsan sanki tablo.pamukla pastel boya resim nasıl parlatılır biliyorsunuz değil mi?önce böyle bol pastel boyalı bir resim çiziyorsun.boyadan çalmadan,bastıra bastıra çizdikten sonra,he dandik boyalardan da iyi sonuç elde edilebilir.yani renk renktir sonuçta,resim de resim.ama nasıl ki her şiir,şiir değilse,her resim de resim değildir.neyse resimle şiir enteresan şeyler.müzikte öyle,ama ben müzikten hoşlanmam pek.ama ilgilenirim.pamuklu pastel boya isimli resmimizin tarifini de verdikten sonra,geçelim yeni mevsime.

hee bi saniyee,şimdi tekrar bı okudum da pamukla yapılacak işlemi anlatmayı unutmuşum.şimdi çizdiğiniz resmin üzerinde, karıştırmak istediğiniz iki rengin arasına, pamuğu sürtme usulü ile küçük darbelerde bulunuyorsunuz.agır agır,yavas kucuk darbeler.sanki sevgılınızın dudaklarına dokunan kuçuk dokunuslarmıscasına.daha sonra ana renkler üzerinde parlatmak veya belirginleştirmek istediğiniz kısmın üzerine sertçe yuklenıp seri daireler çizmeye başlıyorsunuz.kulağınıza metronom takarsanız ya da bir müzik,daha verimli bir çalışma elde edebilirsiniz.ben chopin tercih ediyorum ama,size kalmış tabi.son olarakta iki renk karısıımı elde etmek isterseniz bulunan rengin üzerine diğer renkle hafifçe boyadıktan sonra tekrar pamukla bu kez yıne seri ama dıkey cizgilerde hareket ederek işlemi tamamlıyorsunuz.müzikte dinlemeyin.şimdi siz gidip,acayip şeyler dinlersiniz.liste vereyim hadi..

the doors
pink floyd
chopin
jamiroquai
squarepusher
shpongle,
trentemoller,
pantera,
sepultura,
amorphis, ve son olarak bolca arabesk…

 

şimdinin katili


içim sıcak,dışım soğuk savaş.

kırık dökük köprülerde cirit atıyorum yalnızlığa

sırtımda onca düşün ağırlığı…

düşün, onca ağırlığı sırtımda taşırken,

paslı bir silahın tetanozuyum üstelik,

kanı bozuk bir katilin,hayalini yaşıyorum…

biri almış benim yarınımı,

bugünümde vuruyor suratıma.

üstüne kusuyorum şimdinin,

bedeni gazi,ruhu şehit adamı yaşıyorum.

 

BİLMECE




sabaha kadar şiir yazasım var çocuk,

anlamını sorgulayana inat.

biçimsiz şekiller çizesim var camın buğusuna.

ne bileyim,

suyun tortusuna,kedinin korkusuna,

ruhsuz kafatasına yazasım var işte.

kim ki burda fikrimi sorgular,

anlam katarsa anlamıma,

düşecektir zaman çukuruna.

şiir nedir diye sormam ben,

yazarım içimi,

ve susar dururum öylece.

sen şiir demezsin belki,

o zaman, olsun sana bilmece.

Dipsiz


Yüzüme kokun çarptı,böldü beni mevsimlere… 

Dipsiz çukurların yoluna sürükledi,

sözlerimle tırmalayıp durdum duvarları.

Kabuğum soyuldu sandım hep,

her seferinde yeni biçimsizliklere gebe kaldım.

Durdum, soğuk, kurak rüzgarların içinde,

kalıbıma boşluk, fikrime serseri mayınlar aradım.

Kulakları ama,gözleri dilsiz,dudakları sağır insanlar hortladı içimden.

Kustu içim içime yalnızlığı, sayfalarca seni kokladı,

atladı biri rüyamın üzerinden,uykularım kısa kaldı.

Ve özneler sonunda bir sisin ardına saklandı.

Düştü ya ruhun içime, artık bende benim,sende benim,oda benim

Yerde bulunsam beş para etmez adamım,gözün aydın.

HEDE HÖDÖ


Gördüğümüz ya da gördüğümüzü sandığımız ”şey”lerin tespit ve tahlili,yani onu algılayışımız ve bu durumdan çıkarabileceğimiz sonuçlara giden yol,bizim en hakiki değerimizdir.Günümüzün en büyük sorunlarından biri ise,tespitlerin akıl çerçevesinden çıkacak derecede bir bedbahtlık içine düşmüş olması ve bu durumun neticesinde yapılan tahlillerden çıkan sonuçların hiçbir şekilde doğruya ulaşamamasıdır.Öyle ki,bir problemde eğer soru yanlış sorulmuş ise siz doğru formülü ne kadar uygularsanız uygulayın sonuç her zaman yanlış çıkacaktır.Yani siz tespiti yanlış yaptıysanız üzerinde ne kadar doğru tahliller yaparsanız yapın varacağınız sonuç mutlak yanlıştır.Bu durumda yapılması gereken,öncelikle tespiti tahlille başlar.Akıl yolu ile tespitin genel doğruluğunu çözümleyip daha sonra doğru tespitin tahlili yapılmalıdır.Sonrasında tespitin farklı akıl yollarından tahlilleri bizi farklı fakat doğru tespitin ulaştırdığı çeşitli sonuçlara ulaştıracaktır ki buna fikir diyoruz.İşte fikir ayrılıkları, iyi tespit edilmis ve iyi tahlil edilmiş öngörülerin bütününden doğar.Bu hususta tespitten sonra tahlilin doğruluğu,yani iyi formülize edilişinin kuralları kişinin kendi akıl normlarında değerlendirilebilir.Yanlış tespitte doğru tahlil uygulamasındansa,doğru tespitte yanlış tahliller daha verimli sonuçlara çıkarabilir insanı.Çünkü insanın tespit yeteneği iç güdüseldir fakat tahlil düşünce ile ilintilidir.Günümüzün sorunu ise insanların zihinlerine sızan ve bu hazneyi karmaşıklaştıran bir sistemle karşı karşıya oluşudur.Maruz kaldığı bu bilgi bombardımanında insan ne kadar doğru tespit arayışında olsa bile, düşürüldüğü durum karanfillerle dolu uçsuz bucaksız bir vadide gülü aramaya benzer.Yani çölde gördüğü her serapta suya koşacak kadar vahim bir haldedir algısı.
Şimdiye kadarki tespitlerimi tahlil aşamasındayım.Yani ben bu tespitin doğruluğunu ve ya yanlışlığını kesinleştirmiş değilim…

dil


fikrimin yolları benim sözümde bozuk,

perdesi güneşe kapalı pencere.

kursam cümleleri bir bir olmaz,soğuk,

birbirine girmeli her hece.

dil sudur,hayattır,

karanlık gecede gözlere nur,

girdimi akla inattır.

kimine açıktır yolları,kimine sur

aç kalırım değişmezse ahengi,

zaten değişmeyen şey bayattır.

yak


işte böyle çocuk benim yalnızlığım.kendimi sır gibi saklarım hep.ardı arkası yok artık hiçbir şeyin.böylece bir köşede bekler dururum.ne umudum ne hayalim kaldı.bana kalsa üç beş kelimeyle anlatır bırakırım hayatı.öyle uzun uzun anlatacaklarım yok.ipi çekilmiş mum gibiyim,dün yanmış,bugün biçimsizce erimiş kalmışım öyle.hep böyle kalırmıyım diye düşünmeleri de geçtim satır satır.şiir şiir haykırdım,sayfa sayfa bağırdım… bir dirhem hayalim var yok.onuda yolda yürürken,denize baktığımda ya da gökyüzünde sayarken yıldızları hatırlar,bırakırım.anlayacağın, en büyük hayalimle en küçük hayalim arasındaki fark ya üç beş adım ya iki dalga arasındaki ses ya da tuttuğum yıldızı kaybedecek kadar kısa… heyhat mecburum çocuk,dizlerimi çekip böğrüme,yüzümü yere dönüp, ellerimle bacaklarımı sarıp, bir köşeye sığınarak dua etmeye. fikrimin boyunda bir libasla girerim kabrime, aşkla yandım derim cihanda. zikrimin yolunda bir nefesle giderim mahşere, aşkla yandım derim cihanda. şükrümün sonunda bir hevesle çıkarım rabbime, aşkla yandım derim cihanda. doymadım, göster şimdi yanmak neymiş katında.

MEKTUP


bu mektubu sana yazmıyorum. kime yazdığımı ve neden yazdığımı sorgulamaktan da acizim. yalanla başlayan bir mektup oldu bu.sorgulamaktan aciz değilim, sadece söylemekte acizim.söylemekte ile söylemekten arasındaki farkın da farkındayım.bu gibi şeyler geliyor aklıma.mektup adabım yok benim.çünkü herhangi bir mektup yazmadım,almadım.yazık mı bana acaba.ben öyle düşünmüyorum.olan olmuş mukabilinden kaçıveriyorum sayfayı hemen bembeyaz.dilin içinde boş boş geziniyorum görünen o ki,nasıl rastlasın bana öyle ağdalı cümleler,vanilyalı şiirler,ıhlamurlu şehirler. bitti. ———————————————————————- oldukca sacma bır yazı ardından kendı ozelestırımı yıne yazılı olarak hemen altına yazıverıyorum.cok sevıorum ben bu yazıverme olayını.hem begenmıyorum hemde begenmedıgımı yazıyorum.fikrimi kendıkendıme beyan ederken bunu yazıya donusturme hıssını herseyın ustunde tutuyor olmam ile yazının madden degerının gerceklesmesi için belli kuralların dahilinden kacıyor olmam çatısıyor olabılır.bu catısma kelımeler ve cumleler arası bir kavgaşa yaratıyor da olabılır.anlam karmaşası süzülesiceler diyesi bile gidiyor insanın bazen dilinden.işte tam burda bir şarkı dolanır dile.neden yazdığını hatırlar adam! da denmez şimdi tabii…cunku sarkının dile dolanması için frekanslar uygun değil.eleştri de: işte bence yukardaki yazı kötü olacaktı filan.kötü yazı eleştrisinin, aynı kişi tarafından, aynı kötülükte bir eleştiriye maruz kalmasıda, elektrik…

TUT Kİ


Tut ki bitti gece,
en hızlı yerinde içinin,içimizde paçavra düş,
kanlar içinde..
Kulağında korkulu ses,
dudağımdan dudağına ebedi kafes.
Tut ki bitti hece,
en güzel yerinde şiirin,gölgemizde tavrı düşmüş yüz,
sisler içinde…
Teninde sıcak nefes,
ruhunda nutku nutkumun.

ölsen de koklasam


bilmem ki nasıl anlatmalı
kelimelerle nasıl anlamlandırmalı…

simdi pencereden ılık bir rüzgar vurdu yüzüme
yine seni hatırlattı
büklüm büklüm duran bu sayfayı.
hani dedim bir günlükmüşcesine yazmalıyım
durmadan durmaksızın
sana aktıgını bildigim satırları,
gökyüzünden sana bırakılacak bır sihir gibi belkide.
ben olmam icin,
olabilmem icin karsında
koşmalıyım cümlelerce sana.
her nokta yeni bir hayal doğurmalı,
ve her şiir yeni bir gerçek başlatmalı.
yok yok dalıp gitmeyeceğim uzaklara…

aslında,
ölün kokmalı buram buram şehir,
ve herkes maskesiz seni solumalı…

 

yalan


herşey güzel giderken sorun yoktu da,işler zorlaşmaya başalayınca ne oldu?yani ne değişti.biz mi değiştik?bu acıyı yaşamanın bedeli mi ayrılık?ya da bir ayrılık bu kadar acı eder mi?

hiç anlayamıyorum olup biteni.o kadar zamanı içiçe sarmala,karıştır birbirine,sorgusuz sualsiz şen kahkahalarla.sonra içinden çıkar kopmuş iki iplik parçasını ve bunlar gibi kopan yerlerden bahset bana.ve sonra koca bir yumağı aç tekrar bak zamanın varsa ya da fırlat ateşe yak diyorsun öyle mi?

bak bunca zaman geçti,ne değişti sence.sende ne değişti ve ne kaldı bende.sesinden uzak,teninden uzak neler döktü tenim yerlere.inanırmıyım sanıyorsun ki başka eller değecek öptüğüm yerlere.

zulmünü bilir misin gecenin.etini ruhundan ayırıp liğme liğme sokağa atan,artıklarını kelime yapıp düşüren diline.bilir misin zikrimdeki heceyi her gün öldürüp,her gün doğuran.

yalan.

böğürtlen ve dantel


az önce böğrümden kopan gelen bir yazı yazdım.şimdi biraz saçmalama zamanı.’böğrümden’ olmadı orda zaten.başlıyorum o zaman…

az önce böğürtlen kokan bahçelerden bir çiçek aldım.güneşin en güzel ışığından almak için açmış renklerini.tiril tiril okul çocuğu gibi temiz,annemin ince tığlarla ördüğü danteller gibi narin.bide onu kolalıyosun filan dimdik oluyo,taş gibi.ılkokuldaki yakalara da kola iyi gider.bi de kapkara bi önlük.oh mis.sonra mavi filan yaptılar,boku o zaman çıkmaya başlamıştı işte.şimdi bak çocuklara,palyaço gibi geziyorlar.yazıktır günahtır ya.sonra bi de yok sekiz yıllık egıtımmıs,lise dört yılmış.ulan zaten saçma sapan bişey yapıyosunuz,bi de üstüne üstlük gereksiz hareketler.eğitim ne ulan.sen kimsin ki beni eğitiyorsun deyyus.
yaptığın zaten bi kere bilim dediğin şeye aykırı.beyin dediğin, farklı fonksiyonlara sahip iki lobu olduğu keşfedilmiş bir organ en nihayetınde.eğitim sistemi hala sadece beynin mantık, matematik, analiz, konuşma, yazma, listeleme gibi fonksiyonları olan sol lobunu kullanmaya devam etmektedir.ezberlet kaydet zamanı geldığınde ıstenılenı geri ver.lan böe şey olur mu.cok sacma degılmı.anlamadım ki.oysa, gelişen bilimin zımbırtısında, mantık ağırlıklı sol lobla beraber, hayal gücü,renk,şekil,ritim,bütünü görme gibi fonksiyonları olan sezgisel,üretken sağ lob da kullanılsa nolur.olmaz işte korktukları da bu.deli derler öylelerine.öyle götten film uydurmak yok.adam gibi ne veriyosak o.

çok sinirlendim okul ne ya.gerçi bizim insanoğluna müstehaktır.nasıl bir yaratıksa artık,anlamıyorum ki.

bi de bi çiçek filan anlatıyodum ben.böğürtlen bi de dantel.
o dantelin bir adı da oyamıydı.yoksa oya yapılan eylemın adımı.hanı oyalanıyoruz işte bızde bugun gıbılerınden.yok degıl.

acıksız


günün yorgunluğunu üstüne boşaltmak zorundayım.üzgünüm.bence sende bundan faydalanmaya bak.görülüyor ki yazıya başlarken ne kadar acıklı yazacağım dersem o kadar acıksız oluyor.nedendir bende anlamadım.acaba üzerimdeki acık artık yavaş yavaş kendini yok mu ediyor.hayır ama o benimdi.hep beraber kalacıktık.saf yalın halimi bir tek o bilecektı.kurutulmuş meyve tabağı gibiyim şimdilerde.çerez niyetine hayat,hem tatlı hem renkli hemde sert ve seri.bu böyle sürüp gitsin mi hayat,yoksa yeni acılara yelken mi açmalıyım.bu sefer hangi rüzgara bıraksam kendimi.ben oldum olası poyraz severim,deniz cam gibi olur o sıra.neyse görülüyor ki ben hala birileriyle gerçekten konuşuyormuşum izlenimi verebiliyorum.hayatta olduğuma dair bir belirti.kimine göre bir lanet,kimine göre hidayet.

Temasız


Bir kaç şey biliyorum.
Islak kadın kokusu mesela…

Akşam üstü sonrası,güneşi çekmiş bir ten ıslandıkça sarsar içimi.
Gece yarısı öncesi yada sardıkça odamı, esner gölgelerin biçimi.

Ters düz her şey, yokken sen,
Değişecek elbet dediklerin hala diğer parçam,
Uçuklamış şehir acısı gibi uzaklığın.

Bir kaç şey biliyorum ama,
Bir çok şey ödüyorum.

LİMİTSİZ KONTROL


hiç umulmadık şeylerin adamı değilim.öyle olmayı da istemezdim.istediğim şey belliydi.birazcık huzur,birazcık aşk sevgi zart zurt artık neyse işte ondan,sağlık sıhhat filan işte birde.bu gidişte birde arkadaş.sorun ne zaman başladı dersek hepsini elde ettiğim zaman işte.karıştı her şey birbirine.nedensizliklerim kalktı ortadan sanki,karıştı kimliksizliğim birbirine.tutunamadım işte ne bileyim hepsi olursa kalırım sandım dimdik.kıskandım işte ne yapabilirim.saçmaladım,örseledim meğer bilmeden dağlamışım gözlerini zamanlarımızın.tapmışım meğer en büyük günahı işleyerek sana.tatmışım bir kere teninin kokusunu,satmışım anasını dünyanın.sen dur dedikçe ben çıkmaz yollara sapmışım.nasıl kaçırmışım elimden rüyayı,ilk baharıma zehir katmışım.sonunda ne oldu işte ne olacak yada…neden dayansın ki bir insan köklerini suya çakmış bir haytaya.şimdi ne mi oldu,ne olacak…kaybedilmiş inançlarla çamurlu topraklara sürüngen oldum.dişleri keskin, bileği kuvvetli bir hayvan.pençeleyip kan akıtan ve mevsim aşırı kabuk atan gökyüzüne renk renk.öfff çok uzun oldu ne yazıyorum ben…aaa başlığı yazmaya başlamadan atmışım.nasıl oldu kii bu, gerçekten enteresan.nolduysa artık.

Bende sınırlanan ruh hastası


Neye çatsam anlamsız bugünlerde.Tamamen bana ait bir yalnızlık bu.İç sorgulamalarımın dönüm noktalarından biri.Biri daha diyelim. İnsan, üzerinde ilmek ilmek işlenen bu hissi artık soluklarında hisseder,kan akar ihtimal…Ya burnunuzdan gelir oluk oluk,ya da ciğerlerinize çökmüştür pıhtısı.Ya verem olup gidersin,ya da beynini törpüler ağır ağır zaman.Pervasız bakarsın etrafa,anlamsız.Hayasızlaştıkça fikirlerin,hayalsizleşirsin. Tüm bunların acaba bir anlamı var mıdır?Şimdi herhangi birimiz kaybettik mi?neden akadaş neden bi açık açık anlat bakim bana.adamı hasta etmee.ne yani şimdi. baksana ben daha kendini analiz etmekten acizim yahu.ne cıgeri ne beyni ne kanı.sakatat dukkanı gıbı mubarek.ama olsa varya sımdı şöyle guzel yurek dalak bobrek.hele o dalak olcak az pişmiş,kanlı kanlı yıyeceksın onu.cocukluktan hastasıyım,tabaga suzulen kana ekmek banardım.tuzluu tuzluu demir tadı…sen boyle bır ınsanken yok sanatmıss yok edebıyatmış,romantızmmış.hassiktir lan ordan.hayvansın olum sen..pençelerin eksik olsa ustura tırnakların sokaklarda gırtlak avına cıkarsın.ırkçılık namına olmasa da insancılık namına vahşet yaratırsın.zaten ortam gergin hadi bismillah diyip…. Kendi dengesizliklerimin farkına varmış olmam,karşımdakine hiçbir şey kazandırmaz.Bana verdiği zararda da bir değişme olmaz.Her an kendine özgü limitlerde,kendine özgü gerçeklere sahiptir.Limit nedir?korku ve hazlar gelir akla .kavranması gereken birçok şeyin karmaşasında kavram oluşturamamak en basit kaçış yolu.yani kacıldıgını zannettiren yol.birileri akıl kontrolümüzü elimizden almış durumda.bu durumda konuşmam faydasız.

YAZ


Derisi yüzülmüş bir bahar geçti gitti.Sabahın ilk sesleri kargalar,kumru uğultuları ve bilgisayar.Kediler yok bugün, yeşil etekli kadın gelmemiş besbelli.Bir de martılar…Zaten köprüde balıklar üçer beşer sallanıyor gümüş gümüş.Gemiye atlayıp martılara simit atmanın vakti geldi de geçiyor.Şu iskeleye gidip martılarla kalkan bir gemiyi yakalamak lazım.Artık Üsküdar,Kadıköy farketmez.Aslında Burgaz’ın tepesine şöyle bir yürümekte ne güzel olur.Tepede çıkar ayakkabılarını toprağa bas.Nefesini hisset.Yok yok tatil zamanı gelmiş.Deniz istiyorum ben.Kaçmalıyım çocukluğuma.Her sene üç ayımı ayırmazsam, bir mevsimim gerçek anlamını taşıyamaz .”Su üstünde taş sektirmek istiyorum.” Cümlenin fonetiği bile erotik.Pardon egzotik.
Aman işte,neyse…

kahve’


bir kahve yapayım kendime. sonra da oturur bir şeyler yazarım diye düşünüyorum. aslında yazı yazmak için tek eksik şey kahve. ya da şimdilik öyle. az sonra kahveyle birlikte oturttuğumda başına,  yeni şeyler isteyecek bünyelere sahibiz oysa. hem ben ne oturmasından bahsediyorsam , anlayamadım ki. ev oturması gibi bir şey canım. hani derler ya ev oturmasına geleceğiz bugün. yoksa yok muydu öyle bir şey. ”ev oturması”, pek varmış gibi tınlamıyor bu bence ya. akordunda bir sorun var. ra kaymış. o da bir tanrı sonuçta ama kaymış işte. bunlar hep mukadderat ben söyleyeyim.
neyse dur bi kahve..

pekte sevmem ya, ama ıce tea yok evde, şimdi üşeniyorum çıkmaya..

kahve


şimdi acaba klavyede yazarken noktadan sonra cumleye buyuk harfle baslamakla,kalem kagıtta aynı ıslemı yapmak arasında zaman farkı var mıdır.yanı bılemıyorum.bu konuyu dusunesım geldı.kendı adıma konusmam gerekırse ki gerekır.ne kadar sacmaymış lan o.kendı adıma konusmam gerekırse.tabı bılemıyorum ınsanlar bu cumleyı cumle ıcınde kullanabılırler ama boyle bır cumleyı kurabılecek bır ortam yasamadım hiç dersem,bu sadece hatırlayamadığımdandır.bence yani, ne alaka şimdi.ama zaten olaya başlangıçta ne alaka kıvamında oldugu ıcın aynı rahatlıkta devam edebılırız.hımmm.ben klavyede buyuk harf ımla kuralı fılan derken demek ki yazdıklarımı ister istemez zaman engeli veya çekimine maruz bırakıyorum.acaba maruz mu magruz mu.şimdi googla da bakamam.bakarsam su sacmalama belkı de burdan devam edemeyecek.o yuzden maruz diyorum ve anında bir ters u dönüşü doğru hayvanat bahçesine… ya da kalem kağıt kullanmaya devam.bilemem ki hepsinin ayrı bir havası var.durdurdum kendimi.bi kahve yapım dıcem de.sabah oldu.

?


Kanı bozuk şehir,
Sihri kırılmış bilge,
Dili kemikleşmiş beden.
Sarpa saran kokusu etrafı ihanetin,
Anlam bütünlüğünü kaybetmiş kadın.
Tadı kaçık şiir,
Zehri akan dillerde.
Ehli vurulmuş fikir,

şehir


Teni,kızgın bıçaklarla delik deşik,
Sıcak kan kokusu sokaklarda.
İğfal edilmiş insanların buharı gökyüzü.

Sorular ama,cevaplar yitik,
Yollar karmaşık,ışıklar bitik.
Fikri yeraltında sıçan,
Zikri yeryüzünde köstebek.
Oyunun kurbanı şehir.

dengesiz


Kimsenin tanıyamadığı kadar bende tanıyamıyorum kendimi.Olur olmaz soruların eşiğinde takılıp kalıyorum zamanlarca.Bir dokunuştan uzak,ifadesiz bir haykırış gibi susakalıyorum.Susa susuyorum sonra kızıp susa.Böyle sürüp gidiyor,algıdaki serzeniş.Uzun uzun birseyler anlatmak istiyorum oysa kelimelerle,bir bakmışsın odamdakı duvara kusuyorum pastel renklerle.Ya da tamam şimdi oldu diyorum bir an,bir bakmışım ellerimde enstruman.Sesler çıkıyor içli dışlı gereksiz.Görüyorum ki en sevdiğim şey bile kendi içinde dengesiz.

Biri


Bak şimdi bir daha deniyorum diğer heyecanlardan bağımsız.Her zaman ki gibi,hep yaptığım gibi.Her şey de olduğu gibi tekrar dene…

Tekrar deneyiniz,lütfen bekleyiniz…

Biri bizimle çok fena takılıyor ama…

anlık


Bir de bir masal vardı.Şimdi tam olarak hatırlamıyorum ama.Bu yüzden masal fikrinden vazgeçiyorum.Hem masallara inanmayız ki biz.Öyle hani kendimizi çizgifilm kahramanı filan da zannetmeyiz.Walt Disney’inde ne bok olduğunu biliyoruz,Hollywood’un da.Zaten kafamız karışık onlarca yıldır,bir de rengarenk şeyler çıkarmayın başımıza diyebiliyoruz.

Bu yüzden konumuz yok.Bu da bitti.

Düşünüyorum da birşeyler yazmaya karar verme süreciyle kelimelerin karışmaya başladığı anda ki ara çok heyecanlı.Orda herşey birbirine karışıyor.Sonucunda birşey yazmıyorsun tam anlamıyla tam hissetiklerinle.Fakat heyecan güzel.

kalıcı


Ne mutlu bana bugün bu yerde.öylesine masum,sakin,bir köşeye çekilmiş susabiliyorum sessizce.

Kurabiliyorum en nihayetinde birkaç basit cümleyi.

Seslendirebildiklerimin gizli gücünü burda hissedebiliyorum.ağdalı bir bacağı ağdalı bir cümleye tercih ediyorum.

küt


gün gelir işte çatar kapına.ne olduğunu anlayamazsın bile.parmakuçlarına kadar düşmüştür artık bu acı.ulan yine mi acı diyorum kendime ama.bir çıkar yol bulamıyorum.bunu seviyorum.pul pul dökülen tenimi her gün temizlemeyi.evet temizleyerek saklanır acılar.siz hiç tozu alınmamış bir kütüphaneyle ,tozu alnmış kütüphaneyi bir tutabilir misiniz?belki… ama ben kesinlikle tutamam.gerçi şu güne dek bir kütüphanem de olmadı ya.belki… belki değil,neyse…ya işte böyle karmaşık bir durum.açılış için cok mütevazi..anlamsız cümleler,iki noktalar.

gelir işte gün kapına,çatar.kulaklarımda uğultu.boğuk nefesler gibi.bir kenara çökmüş puslu gecenin rengini seyrediyor.üçüncü tekir kimin kedisi mesela.buna benzer sorulardan yola çıkarak acıyı takip ediyorum.hiçbir zaman,zamanlamanız bir dikdörtgenin herhangi köşelerinin kesiştirildiğinde oluşan zaman dilimlerinden,şimdiki zaman kesiitinde oluşan zaman dilimlerine denk gelmez…hem orası neresiki,ne dikdörtgeni.boşverin canım bunları.

bazen delirmek üzere olduğumu düşünüyorum.nasıl çıkarılır bir isim toplamı bir etmeyen diğer bir,bir isimden.

gerçekten saçmalıyorum.ne hoş.

bence sen artık burdan çekip gitmelisin.hani ne oldu hıçkıra hıçkıra ağlayan sümüklü çocuğa.
ben onu cok seviyorum ya.-ya lara da bir usturup peydah oldu.

demek ki bir şey yazarken google’a ustrup mu usturup mu diye yazarsan ne yazdığını unutuyorsun.kalem kağıdın gözünü seveyim ben.fışır fısır.denızzz kıpır kıpır içim kıpırtısızz..o da ne güzel şarkı.

ah ya


biraz kendimde gibiyim şimdilerde.alımsız sade bir iççekişten ibaretim.durgun,belkide bir kuyu,karanlık,uçsuz bıçaksız.
zaman düşüyor işte sen koştukça.ya da kaçıyor işte,her neyse,her kimdeyse neyse bileniyorum.
evet anlaşıldığı üzre böyle saçma sapık kelimelerle bir yere varılamıyor.
o zaman en iyisi durmak,en kötüsü de elektrik bence.

pek azımsanacak sayıda bir içkaçış değil bu aslına.hareket halinde herşey şey ve ihtimaller üzerine kuruluymuş dünya.bir nevi,kader.

koyu kumsal bir şehir gibi kadın.ya da yine koyu kumsal ama kadın gibi bir şehir.ve de her neyse.kutu kutu pense,hatta piyano piyano portakal,hem de otomatik.

galiba odamın duvarı için bir şeyler almalıyım.değişiklik güzel şey.yeni bir benimseyiş özümseyiş.her seferinde hüsran olsa da sonumuz,ne yapalım böyle gelmiş,böyle gelmiş.

velhasıl kelam,gidiyormuştum.

kadın ‘


karmakarısık sehrin ortasında adeta,
ilmik ilmik örülmüş sorularla karışık,
kimdi kadın bu yok olmuşluğuyla.

kanla karısık bahardı sanki…
yazları sıcak,kışları kurak bır iklımi vardı besbelli
ağladığı yer kadar yandıgı yer vardı.
kimdi kadın…
ölüm sarhoşluğuyla masum kelime,
duvarlarında küfler vardı..
ben unutuldukca hikayemde,
o hergun doğan kahramandı…

kadın


karmakırışık bir perde gibi,
aglayan pencerelerde kadın.
en yakınında korur kendını senden,
en sonuna kadar gelir yolun,
en görmedigini koyar gizli kutusuna,
ve öylece geçer karşına durur…
saçmasarmaşık karmakarmaşıktır dilleri
kücük elleriyle büyük darbeler vurur,
ve dünmüşsün gibi bakar yüzüne kendi yarınından,
cok geçmez bir zamana unutur

bir o kadar da


bir o kadar da yalnızım şimdi,balta girmemiş ormanlara inat…ben sadece hüzünlü gri bir aksamı bekliyorum.sıcak şarap birazda hayal.birseylerden kurtulmak icin degıl yada yeni anlamlar yüklemek değil gayem buruşup fırlatılmış karalamalarıma.dengesini bulmakta değil inanıp inanmamanın.ben sadece bır düş gözlüyorum,kendime inat bir dille,bile bile süzüyorum zamanın tortularını.mayhos, buruk , biraz da acı…

bir o kadar da ne kadardır yalnızlık…

pekte üzülecek bir şey yokmuş


evet ınsan uzulunce etraf bayagılasıyor.hanı masadakı mumun durus seklıyle,ısıgın losluk derecesi yıne aynı ama garıp bır kokusu,derın bır korkusu var durumun…gunluk yazılar gıbı sıra sıra cuvallarca bosluk yıne etraf.ınsanların yuzleri hep aynı.
birbirimıze yerlestırdigimiz hüzünlü yüzlerimizi kimse tanıyamaz halde zaten.

evet baktıkca etrafa pekte bir farkım yokmus diyebiliyorum.herkez benim kadar yasamıs gibi sanki ayrılıkları…kendince…

neresi nereye dahil acaba senden sonra ruhumda.yarattıgın o kaçışan benler icimde,gidenler,gelmeyener.

pekte üzülecek bir sey yokmuş.ben zaten sen varkende hep ölmekten bahsediyordum…simdi yokken, rahat rahat ölebiliyorum.

hayat


beklemiştim oysa,inanmıştım gelecegine.etrafta kelebekler gormeye de baslamıştım.tutup çekıcekti beni bir karadelikten içeri ,paralel evrenlere..
seçtiğim gün kendim için en güzel ölümü,boğazıma iplerini geçirmiş ve asmısştır beni çürük dalına hayat…ve yüzüstü yapıştırmıştır tekrar hayallere,korkulara,aşklara…

Eyjafjallajokull


Toz bulutu,kül yığını şimdi gökyüzü.ağır yanık ve birinci dereceden tanık bedenim sensizliğe.tenim başka ellerde terliyor.her gece eriyor,akıp gidiyor başka içlere.bıraktığın hiçlere inanıyor şimdi.dilim baska dillere dönüyor.ne bir anlamı var artık aynadaki aksimin,ne de bir şekli gölgemin.sen gittikçe şehir yeni duvarlar örüyor ve yeni şekiller veriyor ruhsuz bedenime hayat.

oysa


Yaz bildiğin sevgileri bir kenara…
uçuklamış baharlar gibi ısırdıkça acınan.ki acı sende silinmişliğine bir masaldan.
hangi günün ne önemi var oysa,sen yatıştırıyorsan gecemi sonunda yokluğunla. ve herhangi bir tarifsizliğini yüklemeye gerek yok hiçbir aşkın.
gitin hiçbirsey bırakmadan.yalnızlıgıma kadar aldın beni.

oysa,küçük, birkaç adım uzakta ve hatta tadı damağımda kadar yakın herşey..

infaz


Sus pus olmus ,gölgelerce sarılmıs,katıksız,anlamsız bir boşlugum artık.çiçeklerın rengi,kokusu,günesın topraktaki sıcağı kadar gercek artık yokluğun.içinde artık yokluğunun bosluğum.süzülüp giden tenimden agır agır,karstıkca gökyuzünün herhangi bır yerine,kactıkca içimden,hapsettıgım yerlerimden sızdıkca gerceklere,biraz daha ölüyorum.

agır agır…acımasızca infazım…yasıyorum kendi başıma ve kendi istegimle…

misal,sual,hayal


anlamsızca heyecanlanırım..sonuçlar elde ederim bir anda nedenlerime.öyle heyecanlıdır bir bilseniz.ılık yaz rüzgarı gibi.dokunur ta teninize kadar yumuşacık,ağır ,huzurlu, yoğun..

misal…

gidip gelır bazen dokunaklı anlamlarla.içtençekişli motor gibi hızlandırır bir anda.kanda dolasım,ruhta alaşım, şuurda karışım başlar.maksat ayrısmak degıl karısmak.bu yuzdendır ki sevdiğimin bana karısma demesıne dayanamam,ne demek karısma.

sual…

oysa ki yoktur artık dokunmak.kalıplasmıs hezeyan.katı, küflü, kırılgan..ve parçalanmamak için hiçbir yere çarpmamayı düşünürsün.herseferinde başa dönmek sıkıcıdır,korkutucu degıl.

hayal…

düş-ük


düşlerim döküldü…
halbuki çok iyi bakmıştım onlara,hiçbirini uzun yolculuklara çıkarmadım…olduysa da,kırılacak eşyaların içinde olurlardı hep.sımsıkı sarmalar en sağlam yerine koyardım karanlık kutuların…
kokusunu bilir misiniz düşlerin mesela,rengini,tadını yada…
hani bazen bir sokak vardır ya çocukluğunuzdan kalma,yada ilk dokunduğunuz yerdir aşka.oraların kokusu gibi…ayakların titrer yürürken,her nefes alışında takılıp kalan iççekişler boğazında.
rengi hep sana kalır…tadı da, hep bir kadının dudağıdır dudağında…
düşlerim döküldü..ve göremedim..belkide bilemediğimdendir görememem.
hiç bilemedim ki zaten saplanıp kalan sorularımı…bir köşeye not alıp bırakmalardan başka hep acısını süzdüm içime,güzel taraflarını bıraktım sevgiliye…hep sonraya…

işte düşlerimde böyle sona kaldı demek.
acısı ayrılıgın,karanlıgı,şiiri derken,düşlerim döküldü..
şimdi aşk ağır yaralı…
düşü düşesice biryerdeyim…

aşk


tende rengi soğuk ,soluk.
nefesi ölüm yatağında boğuk senfoni
içi geçmiş bir şehir gibi donuk,
anlam tekrarı ,fakir şiiri…
gölgesi kanlı kukla
kendisi hiçin piçi…

mukadderat


bir bir biçimlenıyorum pençelerinde sehrin,
pencerelerinde uzun umutsuz şiirin…
oysa yalnızlık çeker canım,
yada kırk gece girsem karanlıga,
düşlerimde pırıl pırıl gökyüzü,
nehrin şarkısı
rüzgarın ruhu
tek tek dolassa
sicim sicim içimde
ve …
güzel şeyler yazmak gelmiyor içimden,
garip bir şey kokuyor cümleler,
hiçbirşey anlayamayan
ve anlatamayan hamleler…
genetiği bozulmuş sanat
dili geçmiş bayat
duvarlar set set gizem
ve hersey mukadderat..

Karmaşık


insan konuşabildiğini sanır.seslere dönüştürebildiğini evrendeki hislerini.düşündüğü onca gereksiz şey üzerinden zıplayabileceğine inanır gerçeğe.bu güruha kapılıp gitmekteyiz.

zaman,şimdiki ,geçmiş,geniş vs. … nasıl adlandırırsanız adlandırın,nasıl çekimlendirirseniz çekimlendirin,o daima hareketlidir.ve hareketinin içinde siz ancak uyum gösterirseniz daha iyi görebilir,duyabilir,hissedebilirsiniz.

böyle çok bilmiş havalarda konusma hakkını nerden buluyorum diye sordum bir an kendime.o da dedi ki: öyle bir hakkın yok.ozaman bende odamdaki mum ışığından yada bonzai ağacından bahsedeyim.mum ışığı fikri de aklıma bir anda geldi.dün gece elektrikler kesildi ondan sanırım.bonzai de karşımda duruyor öyle.ölü.kuru.kabukları sert.içinden ruhunun alındığı besbelli zavallının.nefes almadığı rengine bir kara damga gibi vurulmuş.hayatımda ilk defa mı bir ağaca üzülüyorum.çiçek seven insanlar tanırım.konuşanları besbelli.ağaca isim kazımak vardı.aynı çeşmeden su içmek.benim için birlikte denize girmekte bu duyguları çağrıştırıyor.evet bir çeşmeden su içen iki insanın ruh hali gibi birşey bence suyun içinde olmakta beraber.su bir kere güzel şey..
kötü olan elektrik.düşünebiliyor musunuz eğer biz canlılar bir enerjiden meydana geliyorsak ki öyle,etrafımızdaki bu elektrik illeti bizi nasıl etkiliyordur.şimdi ne yapalım yüzyılları geri mi alalım yani dimi.elektriksiz hayatımı empoze edelim beyinlere.hem siz kimsiniz ne empoze ediyorsunuz….iletişim ne olacaktı değil mi.iletiştik de ne oldu.bireysel çabalarımla ilkel hayata başlamayı planlamam gerektiğinide anladım az önce.ama tabi buna benzer birçok şey gelip geçiyor.çünkü bizler kendimize hakim değiliz.uykudayız.

sevdiğinizi mi sanıyorsunuz.inandığınız oluyor mu bazen.ya peki en inandığınızın çelmesiyle düşmüş olanlar varmı aramızda.tek bir şansımız varsa eğer.artık kaybettiğini bilenler için yeni bir yol daha yoksa.

dur!
ne zaman biter diye sorma kendine,önce sen dur yerinde.kıpırdama.küçük rüzgarlarını hisset teninde yaşamın.ufak tefek acılarını anla.

yine kendimi kaybettiğim anlar…oluyor bunlar hep.öylece durup anlamsızca cümleler savurmanın hazzı bu.bütünselliğin korkusu ve hiçliğin şarkısıdır.