ama


kaçtıkça tutunuyorum sana ey fikir, açtıkça tutuluyorum kapılarında. geceden geçiyorum hiçbir iz bırakmadan ve güneşin kuytusuna sokulurken çoktan yutmuş oluyorum yıldızların şehrini. her şeyi, her yerde arıyorum belki de. anlamsız ve çıkarsız. 

Reklamlar

asıl


itaatkar köpekleri gibiyiz şimdi maddinin. asılsız meçhulleriz belki de, sadece varlığından bahsedilen ama gerçekte hiç olmamış ölü doğurganlar. sanıldığı gibi değil insan oluşumuz… oluşumuz, evrilmişliğin acizliğine gebe fikirlerle kaynıyor. ve neredeyim ve nasıl? kimin ayağının altında ezilmiş asıl…

yazu


nasıl olsa anlamsızlaşacak birazdan her şey. uzaya uzaya bakacak bebekleri gözlerin. kor mavi bir yangının gölgesinde, uzayıp gidecek adımlar . sus ve adam olmuş çocukların şarkısını dinle. kısa zaman sonra uzayacağız.

düne kalan


bir yerde dur dersin zamana, sen burada kal, ben gidiyorum. bazen de zamanla beraber oracıkta sıvışıp kalırsın. bir adım atmak gelmez içinden. başını orta yerinden çatlatır kalakalırsın. yazmak için ayrılık gerek bana, her seferine gerek yok tek bir ayrılık. tek bir acının içinde eriyip gidersin. umursanmaz düşlerin aydınlığı, umudun sesi yankılanmaz hiçbir yerde. parmak uçlarından asılmış bir şairin sızısını akıtır gözlerin, bir adım gerisi hep huzurdur artık.
annemin çiçekleri hiç bitmedi oysa.babam hala aynı. kardeşlerim büyüdü işte biraz, zaten onlarda biliyor seninle gittiğimi. sokak da aynı, odalarda. hepsi boşluğuma saklanmış seni bekliyor…
hayaller mi, gözlerinden ruhuma akan aşk mı?
boşluğuna sarıp götürdüğünden beri bekliyorum.
ama artık ne sana gelirim, ne sana giderim. sen de bana gidersen selam söylersin.

bil ki


Tekrar solumaktan ben de zevk almıyorum sensiz hayatın kokusunu.Bir bilen vardır elbetlerde de degilim sorularıma yanıt için.İci geçmiş bir zindan köhneliğinde oturup, küçük hayallerle sarmalarım ruhumu. Fakat çıkmam gerek içimden başka bır benle. Kim olduğumu bilmeden yeniden inanmalıyım bir şeylere. Elbet bir yol bulurum, adın her geldiğinde aklıma gülmekten vazgeçersem ya da atabilirsem dudağımdan tadını .Mişli geçmişliğime dönüyorum, gecen geçmiş. Şimdiki zamanlarına dikkat et. Eğer boynundan omzuna çizdiğim cizgi kadar titrerse için bil ki gidiyorum…

bak şimdi


yazılar yazardım oysa…
düşünüp düşünüp kahrolurdum keskin cümle öbeklerinde, parçalanır savrulurdum. gece eserdi her daim içimde ağlamaklı. hafızamın her köşesine seni sığdırır, etrafa yalnızlık sızdırırdım.
derli toplu konuşamam ben zaten, her yerinden kesik yemiş film şeridi gibi anlamsızlığımla avunurdum. 
bak şimdi, artık üç beş cümle bile etmiyorsun.

her şey aynı


zıt anlamları barındıran kelimeleri bir araya getirerek oluşturulmaya çalışılan ironiklikle yaratılan farklı anlamlar, bir köke ve karaktere sahip olmalıdır. o zaman bir değer ihtiva etmeleri mümkündür. yıkılan duvar değil, duvarı yıkan rüzgar olmak mesele. yoksa her sözünüz, beşeriyet içinde kaybolup gidecektir. güç odur ki, kanına karışsın, ruhuna işlesin.

kelimenin gücü, ardına bakmaksızın ilerleyen bir yolculuğun içinde, tutunacak bir güç bulup, ona karışarak hızlanmaktır. yolda zaruriyet dışına çıkmadan hakikati aramak. korkularla bezenmiş, hazlardan uzak bir imtihanın yüz ölçümünde kaybolmak. nasıl?

önce kendini inandığı şeye memur etmeli insan. onun saflığına ve doğruluğuna bütünüyle inanmalı. bu bir durum, bir fikir ve bir insan olabilir ya da hepsi birlikte. uzun zamandır bu hakikatin içinde debelenip durmaktayım, aslında yeni yeni durulmaktayım. yeni yeni anlamaktayım gerçeğin bu çileli karmaşasını. şimdiye kadar bu büyük özün temellerini attığımın farkında olmadan çırpınıp durmuşum sabırsızca. her şey, her gecen gün buldugu yeni anlamlara yapışırken, yürüdüğüm köprüyü benim sanmısım.

evet artık parmaklarım titriyor aklımdan geçerken ismi. öyle eskisi gibi toz bulutunda kum taneleri gibi savrulmuyor kelimeler, uçuşup durmuyor anlamsızca. öylece duruyor ve bekliyorum. ağır ağır doluyor içime. en küçük bir anı hatırlamak bile ruhumu titretiyor. susmak isteyişimin çaresiz haykırışları olmaktan öte değil bu.onu anlatmak, ona yaklaşmak onu yaşamak artık herşey. yüz yüze kaldığım tek gerçek var, ona asla dokunamayacağım. ve bunun tek sebebi onu ellerimin arasından kaçırmış olmam. işte bu benim yalnızlığımın kısa hikayesi. benim mahkumiyetim. bir taraftansa en büyük zaferim. kendimi alt ettiğim ve kabullendiğimin ifadesi, tezahürü.

öylece durup gökyüzüne bakmak, maviliğinde kaybolmak, erimek gölgesinde yalnızlığın. seni sevmek her yerde aynı, her şey aynı sevmek…

içine çekingen


şimdi size gözlerimi açar açmaz bir şeyler yazmaya basladığımı anlatmak isterdim fakat durum daha farklı gelişti elbette.böyle gereksiz bir girişle nerelere kadar gidebilir ki insan diye düşünüyorum şimdi de ama anlatacağım.uyandım,lodosun çığlığı kemiklerimi titretmişti,geceden okuyarak uyumaya çalıştığım kıtap göğsümün üzerinde duruyordu.yok hayır o sahne yaşanmadı ama hep istiyorum o kıtap artık benım göğsümde de uyansın.benım neyım eksık ulan.neyse konuya karışalım yıne.gözlerimi açan bu şiddetli ve davetkar rüzgarla birlikte saate doğru çevirmeyi de ısterdım ama saatte yok bende.mecburen bilgisayarı acmak zorunda kaldım.saate baktım.ohoo daha 9 u 10 geciyor.yattım tekrar.sonra gözlerimi bir daha açtım saat 11 olmuş.kalkmadım bende yatakta öyle durdum giden saatin inadına.gitti.bende kalktım elimi yüzümü yıkadım buraya geldim

dört köşe yalnızlık


yalnızlığın dört köşesiyim.
ilk köşem çaresizlik. artık, kabullenilmiş bir hayatın yük treni gibi her durakta rastlantısal gözyaşlarını toplayarak devam ediyorum bir çukur istasyona. dur durak yok. bazen el sallayan küçük yüzler görüyorum terk edilmiş kasabalardan ve arada bir de raylardan gelen seslerden melodiler oluşturabiliyorum kendime. hepsi bu.

ikinci köşem tükenmişlik. eriyip bitmiş bir mumun bulanık sıvısı gibiyim, öylece dona kalmış son haliyle. olduğum yerden kazımaya çalıştıkça birleri, son ve bütün halimi zedeleyip parçalamaktan öteye gidemiyor. eritip yeniden şekil vermeye çalışanlar da yakmayı beceremiyor.

üçüncü köşem inançsızlık. evet rüzgar öylece esip duruyor deniz kokusunu taşırken soluklarıma, elbette güneş sıcaklığını vuruyor içime bir çocuk gibi… zaman attığı tokatları affettirmek için hep başucumda, tik-tak. ama kim saklayacak yüzümde kalan ihanetini aşkın. sadeleştirilmiş acımın kat sayılarını kim bulacak.

dördüncü köşem umutsuzluk.

karanlık


karanlık diz çöktürdü.şimdi burda butun nefesını duyabılırsınız hayatın.ensenizin kökünde bir ağaç,burnunuzun dibinde koca deniz var.ve sonbahar üstüne üstlük.rengi bile bir acayip bu karanlığın.serin, yeşil yapraklı deniz kokusunu,gece mırıltısını,küçük heyecanlı titreyişini her an hissedebilirsiniz…avuç içlerinizde şehvet,göz bebeklerinizde acı kaldıysa hala hiçbir zorluk yaşamazsınız.karanlık diyerek ürkmenin anlamı yok,zamanla alışıyor gözleri insanın.

yak


işte böyle çocuk benim yalnızlığım.kendimi sır gibi saklarım hep.ardı arkası yok artık hiçbir şeyin.böylece bir köşede bekler dururum.ne umudum ne hayalim kaldı.bana kalsa üç beş kelimeyle anlatır bırakırım hayatı.öyle uzun uzun anlatacaklarım yok.ipi çekilmiş mum gibiyim,dün yanmış,bugün biçimsizce erimiş kalmışım öyle.hep böyle kalırmıyım diye düşünmeleri de geçtim satır satır.şiir şiir haykırdım,sayfa sayfa bağırdım… bir dirhem hayalim var yok.onuda yolda yürürken,denize baktığımda ya da gökyüzünde sayarken yıldızları hatırlar,bırakırım.anlayacağın, en büyük hayalimle en küçük hayalim arasındaki fark ya üç beş adım ya iki dalga arasındaki ses ya da tuttuğum yıldızı kaybedecek kadar kısa… heyhat mecburum çocuk,dizlerimi çekip böğrüme,yüzümü yere dönüp, ellerimle bacaklarımı sarıp, bir köşeye sığınarak dua etmeye. fikrimin boyunda bir libasla girerim kabrime, aşkla yandım derim cihanda. zikrimin yolunda bir nefesle giderim mahşere, aşkla yandım derim cihanda. şükrümün sonunda bir hevesle çıkarım rabbime, aşkla yandım derim cihanda. doymadım, göster şimdi yanmak neymiş katında.

yalan


herşey güzel giderken sorun yoktu da,işler zorlaşmaya başalayınca ne oldu?yani ne değişti.biz mi değiştik?bu acıyı yaşamanın bedeli mi ayrılık?ya da bir ayrılık bu kadar acı eder mi?

hiç anlayamıyorum olup biteni.o kadar zamanı içiçe sarmala,karıştır birbirine,sorgusuz sualsiz şen kahkahalarla.sonra içinden çıkar kopmuş iki iplik parçasını ve bunlar gibi kopan yerlerden bahset bana.ve sonra koca bir yumağı aç tekrar bak zamanın varsa ya da fırlat ateşe yak diyorsun öyle mi?

bak bunca zaman geçti,ne değişti sence.sende ne değişti ve ne kaldı bende.sesinden uzak,teninden uzak neler döktü tenim yerlere.inanırmıyım sanıyorsun ki başka eller değecek öptüğüm yerlere.

zulmünü bilir misin gecenin.etini ruhundan ayırıp liğme liğme sokağa atan,artıklarını kelime yapıp düşüren diline.bilir misin zikrimdeki heceyi her gün öldürüp,her gün doğuran.

yalan.

LİMİTSİZ KONTROL


hiç umulmadık şeylerin adamı değilim.öyle olmayı da istemezdim.istediğim şey belliydi.birazcık huzur,birazcık aşk sevgi zart zurt artık neyse işte ondan,sağlık sıhhat filan işte birde.bu gidişte birde arkadaş.sorun ne zaman başladı dersek hepsini elde ettiğim zaman işte.karıştı her şey birbirine.nedensizliklerim kalktı ortadan sanki,karıştı kimliksizliğim birbirine.tutunamadım işte ne bileyim hepsi olursa kalırım sandım dimdik.kıskandım işte ne yapabilirim.saçmaladım,örseledim meğer bilmeden dağlamışım gözlerini zamanlarımızın.tapmışım meğer en büyük günahı işleyerek sana.tatmışım bir kere teninin kokusunu,satmışım anasını dünyanın.sen dur dedikçe ben çıkmaz yollara sapmışım.nasıl kaçırmışım elimden rüyayı,ilk baharıma zehir katmışım.sonunda ne oldu işte ne olacak yada…neden dayansın ki bir insan köklerini suya çakmış bir haytaya.şimdi ne mi oldu,ne olacak…kaybedilmiş inançlarla çamurlu topraklara sürüngen oldum.dişleri keskin, bileği kuvvetli bir hayvan.pençeleyip kan akıtan ve mevsim aşırı kabuk atan gökyüzüne renk renk.öfff çok uzun oldu ne yazıyorum ben…aaa başlığı yazmaya başlamadan atmışım.nasıl oldu kii bu, gerçekten enteresan.nolduysa artık.

bir o kadar da


bir o kadar da yalnızım şimdi,balta girmemiş ormanlara inat…ben sadece hüzünlü gri bir aksamı bekliyorum.sıcak şarap birazda hayal.birseylerden kurtulmak icin degıl yada yeni anlamlar yüklemek değil gayem buruşup fırlatılmış karalamalarıma.dengesini bulmakta değil inanıp inanmamanın.ben sadece bır düş gözlüyorum,kendime inat bir dille,bile bile süzüyorum zamanın tortularını.mayhos, buruk , biraz da acı…

bir o kadar da ne kadardır yalnızlık…

pekte üzülecek bir şey yokmuş


evet ınsan uzulunce etraf bayagılasıyor.hanı masadakı mumun durus seklıyle,ısıgın losluk derecesi yıne aynı ama garıp bır kokusu,derın bır korkusu var durumun…gunluk yazılar gıbı sıra sıra cuvallarca bosluk yıne etraf.ınsanların yuzleri hep aynı.
birbirimıze yerlestırdigimiz hüzünlü yüzlerimizi kimse tanıyamaz halde zaten.

evet baktıkca etrafa pekte bir farkım yokmus diyebiliyorum.herkez benim kadar yasamıs gibi sanki ayrılıkları…kendince…

neresi nereye dahil acaba senden sonra ruhumda.yarattıgın o kaçışan benler icimde,gidenler,gelmeyener.

pekte üzülecek bir sey yokmuş.ben zaten sen varkende hep ölmekten bahsediyordum…simdi yokken, rahat rahat ölebiliyorum.

hayat


beklemiştim oysa,inanmıştım gelecegine.etrafta kelebekler gormeye de baslamıştım.tutup çekıcekti beni bir karadelikten içeri ,paralel evrenlere..
seçtiğim gün kendim için en güzel ölümü,boğazıma iplerini geçirmiş ve asmısştır beni çürük dalına hayat…ve yüzüstü yapıştırmıştır tekrar hayallere,korkulara,aşklara…

Eyjafjallajokull


Toz bulutu,kül yığını şimdi gökyüzü.ağır yanık ve birinci dereceden tanık bedenim sensizliğe.tenim başka ellerde terliyor.her gece eriyor,akıp gidiyor başka içlere.bıraktığın hiçlere inanıyor şimdi.dilim baska dillere dönüyor.ne bir anlamı var artık aynadaki aksimin,ne de bir şekli gölgemin.sen gittikçe şehir yeni duvarlar örüyor ve yeni şekiller veriyor ruhsuz bedenime hayat.

oysa


Yaz bildiğin sevgileri bir kenara…
uçuklamış baharlar gibi ısırdıkça acınan.ki acı sende silinmişliğine bir masaldan.
hangi günün ne önemi var oysa,sen yatıştırıyorsan gecemi sonunda yokluğunla. ve herhangi bir tarifsizliğini yüklemeye gerek yok hiçbir aşkın.
gitin hiçbirsey bırakmadan.yalnızlıgıma kadar aldın beni.

oysa,küçük, birkaç adım uzakta ve hatta tadı damağımda kadar yakın herşey..

infaz


Sus pus olmus ,gölgelerce sarılmıs,katıksız,anlamsız bir boşlugum artık.çiçeklerın rengi,kokusu,günesın topraktaki sıcağı kadar gercek artık yokluğun.içinde artık yokluğunun bosluğum.süzülüp giden tenimden agır agır,karstıkca gökyuzünün herhangi bır yerine,kactıkca içimden,hapsettıgım yerlerimden sızdıkca gerceklere,biraz daha ölüyorum.

agır agır…acımasızca infazım…yasıyorum kendi başıma ve kendi istegimle…

misal,sual,hayal


anlamsızca heyecanlanırım..sonuçlar elde ederim bir anda nedenlerime.öyle heyecanlıdır bir bilseniz.ılık yaz rüzgarı gibi.dokunur ta teninize kadar yumuşacık,ağır ,huzurlu, yoğun..

misal…

gidip gelır bazen dokunaklı anlamlarla.içtençekişli motor gibi hızlandırır bir anda.kanda dolasım,ruhta alaşım, şuurda karışım başlar.maksat ayrısmak degıl karısmak.bu yuzdendır ki sevdiğimin bana karısma demesıne dayanamam,ne demek karısma.

sual…

oysa ki yoktur artık dokunmak.kalıplasmıs hezeyan.katı, küflü, kırılgan..ve parçalanmamak için hiçbir yere çarpmamayı düşünürsün.herseferinde başa dönmek sıkıcıdır,korkutucu degıl.

hayal…

düş-ük


düşlerim döküldü…
halbuki çok iyi bakmıştım onlara,hiçbirini uzun yolculuklara çıkarmadım…olduysa da,kırılacak eşyaların içinde olurlardı hep.sımsıkı sarmalar en sağlam yerine koyardım karanlık kutuların…
kokusunu bilir misiniz düşlerin mesela,rengini,tadını yada…
hani bazen bir sokak vardır ya çocukluğunuzdan kalma,yada ilk dokunduğunuz yerdir aşka.oraların kokusu gibi…ayakların titrer yürürken,her nefes alışında takılıp kalan iççekişler boğazında.
rengi hep sana kalır…tadı da, hep bir kadının dudağıdır dudağında…
düşlerim döküldü..ve göremedim..belkide bilemediğimdendir görememem.
hiç bilemedim ki zaten saplanıp kalan sorularımı…bir köşeye not alıp bırakmalardan başka hep acısını süzdüm içime,güzel taraflarını bıraktım sevgiliye…hep sonraya…

işte düşlerimde böyle sona kaldı demek.
acısı ayrılıgın,karanlıgı,şiiri derken,düşlerim döküldü..
şimdi aşk ağır yaralı…
düşü düşesice biryerdeyim…