kendinden habersiz


sokaktan kadın çığlığı, gökyüzünden helikopter patırtısı, fonda bir türkü egeden, yörü yörü dilber salma saçın sürüsün..
kahverengi kadife perdede spot yanıkları, ölmüş bonzai, iki balık turuncu beyaz. eskimiş bir radyo, çalışmıyor benim gibi. samandan örülmüş kolon, dört çevirmeli düğme gibi dalgalar, elli santim uzunluğunda on santim boyunda bir fm am göstergesi… öyle işte ona bakıyordum da çok garip.
çalışmıyor.

deliliğin malzemesi olmuş çocuk. unutmuş muhtemel.
kağıdın arkasına yazılmış bir kaç dokunaklı tükenmez kalem. her aklına geldiğinde yazabilmek için söz yerine tükenmez kalem kullanarak kendini kandırabileceğini sanmış. şimdi size anlatsam, zor. ünlemmiş bir cümlenin öznesi olmak için kazımış kafasını.
sıfıra vurdurmuş.
evet ben böyle şeyler duydum.
şaka lan şaka.

yani bazen bi heyecan sarıyor, sanki bir şeyler yazıyormuşsun hissi uyanıyor. sonra tabi masadaki cevizli baklavaya takılıyor adamın gözü. ananın gözü, dananın böyle sırtında bir bölüm var, son sezon finali bölümü, heh işte ondan beyti kebabı yapıyorlar ama çok fena.
neyse.

Reklamlar

ağır sapık


konuşmak, edebiyatın en saf haliyken. sadece ahengiyle bile insana yeni kapılar açabilecekken, neden susmak en büyük erdemlerden biridir. yoksa biri bizi konuşmamamız için koşullamış mı. gerçi ben öyle pek inanmam koşullanma filan, ben allah’a inanırım. susmak da bir başka ama. gizem, bilinmezlik hep dikkatimizi çeker değil mi. susmak bir su gibi duru ve hür, tam özünde konuşlanmak.
yakın zamanda bir şeyler olacak hissediyorum. evet bir de utanmadan hissediyorum. hayalleri hiç karıştırma zaten. nefesim rüzgarın sesinde. en sevdiğim yalnızlığımla beraberim yine. her sözümde bir iç isyan, büyük doğu.
ve aşk dokunmak için tenimi kokluyor.

şu ana kadar gayet saçma saçma gidiyordum ama, “aşk dokunmak için tenimi kokluyor” ne lan. ağır sapık.

karışık


yine aynı köşede bekliyorum. sessiz sakin. bana dokunmadıkça kimse, gözlerimi yerden kaldırmıyorum ya da ismim yankılanmadıkça bir soru içinde verilecek hiçbir cevabım yok. umutsuz değilim, sadece kendimi didikliyorum. saçlarımı çekiştirip, huzursuz bacak sendromumla paşa paşa yaşıyorum.

malumunuz kitap okuyanı bulmak da hayli zor. okumak iyidir. ama cok okumak da o kadar iyi değil bir başka açıdan. ama yeni bir acıdan dolayı yazmak en iyisidir bu hallerin. yani okumaya ayıracağı vakti yazmaya ayırsa insan “bireysel gelişimi” açısından daha iyidir. ama acısı yoksa insanın bireysel gelişemez ki, o ancak toplumsal gelişimin bir parçası olur. e peki toplumsal gelişimin en önemli unsurlarıdan biri de yazı değil midir edebiyat değil midir, bugün için anlamı olmayan dağlardan gelen rüzgarın, deniz sesinin alacakaranlık yıldızlarının yazıya döküldüğü bir şiir yarın belki de seni bana getirir.
ne oldum demeyeceksin, ne olacağım da demeyeceksin. aslında bana kalsa hiçbir sey demeye gerek yok da sen yine de ne oluyorum diyebilirsin.
aslında ben gündüzü bekliyorum, sen bahanesin. biliyorum gelmeyeceksin seni beklemedikçe…
evet biliyorum, kendimle inatlaşıyorum. ama ne yapayım yapım böyle.. yapım aşamasındaki yeni modellere de bir bakın isterseniz. predatörler geliyor yeni. sonra Cern deneylerinde ışık hızından daha hızlı hareket eden nötrinolardan bahsediliyor. fizik olayları karışık bu ara, izafiyet sallantıda. ama ben ilk önce fiziğe bakarım arkadaş ne öyle ruhu güzel olcak kalbi temiz olcak, öyle safsatalara inanmam. hem zaten bunun içinin güzelliği dışına yansımıyorsa ohhoooo olmaz öyle tamam. akdeniz e piri reis inmiş.gazze’ye hiç girmiyorum.

nesterentekomandayu


bak şimdi,bir şehir boşalacak soluklarına,nefesinin tam ortasına.kıpkırmızı bir din yaratacak sana insanoğlu.tutup boynundan ufkunu sallayacak ağır ağır.kelime kelime kaçacak ihbar yollarına.teninde resmi şeytanın senden habersiz çizilmiş olacak ve masumluğunu coktan yitirmış olacak dünya.küçük çelimsiz ellerinle tek başına kalacaksın,içine çekmiş gözlerin,geninde ruhuna tecavüz edilmiş bir ırkın yolcusu olarakkalarantaudemasta.nesterentekomandayu .

Dan dara Dan dara DaN


kuralları mı varmış insan olmanın.zaten parmaklarım buz tuttmuş.ama sıcak bır hava var dısarda,yani öyle söylenebilir..

hıc ardına bakmadan yurunen yollar vardır,göz kırpmadan burnunun dikine…öylesine dikkatli ve şiddetli.nefesini tutup hayatı bir anda suyun dibinde, içine çektiğin havayı soluyucak kadar hızlı, yoğun ve acımasız yaşamak istercesine.ya da ardı ardına sıralanan kelimelerin anlamını toparlarken,gelecek cümlelerin hayalini kurmanın hazzını,iliklerine işleyen bir kitapmışcasına yaşamak gibi…

bi dur sakin ol derler adama.derler mi.demezler.diyen olur mu.sanmam.hiç mi.az.iyi o zaman.

hiç iyi bir şeydir.
diridir en azından,diri diri diri daN.

 

pamuklu pastel boya


bir şehrin iki kapısı,
sürgün suların melodisinde.
gökyüzü karanlık,
fikirler ama..
çaresiz tutunulmuş bir çiçek bahçesi,
ve bekleyişler…
sarmalanan inançlar çilesi,
gözle görünür bir yalnızlık,
bir ötekisinin korkusu,
ve zaman…
iki kapısı amansız bekleyiş,
ver aklını birine,
sor diğerine.
uçurum gözlerinden ağlama düşersin,
doğurgan teninde bekleme asla,
çepeçevre tekerler seni kelimeleriyle,
bir ucu düşkün,
bir ucu çapa!

çapa mı…evet çapa .bende bu çapa bölümüne gelene kadar ne yaptıgından habersız bır kuğu gibi yazıyordum.kuğu mu…evet kuğu,ama renkli.işte bir baktım ki burda buldum kendimi.kuğular, çapalar, arada yağmur da yağıyor,pastel bir hal alıyor hava.hani pamukla biraz renkleri parlatsan sanki tablo.pamukla pastel boya resim nasıl parlatılır biliyorsunuz değil mi?önce böyle bol pastel boyalı bir resim çiziyorsun.boyadan çalmadan,bastıra bastıra çizdikten sonra,he dandik boyalardan da iyi sonuç elde edilebilir.yani renk renktir sonuçta,resim de resim.ama nasıl ki her şiir,şiir değilse,her resim de resim değildir.neyse resimle şiir enteresan şeyler.müzikte öyle,ama ben müzikten hoşlanmam pek.ama ilgilenirim.pamuklu pastel boya isimli resmimizin tarifini de verdikten sonra,geçelim yeni mevsime.

hee bi saniyee,şimdi tekrar bı okudum da pamukla yapılacak işlemi anlatmayı unutmuşum.şimdi çizdiğiniz resmin üzerinde, karıştırmak istediğiniz iki rengin arasına, pamuğu sürtme usulü ile küçük darbelerde bulunuyorsunuz.agır agır,yavas kucuk darbeler.sanki sevgılınızın dudaklarına dokunan kuçuk dokunuslarmıscasına.daha sonra ana renkler üzerinde parlatmak veya belirginleştirmek istediğiniz kısmın üzerine sertçe yuklenıp seri daireler çizmeye başlıyorsunuz.kulağınıza metronom takarsanız ya da bir müzik,daha verimli bir çalışma elde edebilirsiniz.ben chopin tercih ediyorum ama,size kalmış tabi.son olarakta iki renk karısıımı elde etmek isterseniz bulunan rengin üzerine diğer renkle hafifçe boyadıktan sonra tekrar pamukla bu kez yıne seri ama dıkey cizgilerde hareket ederek işlemi tamamlıyorsunuz.müzikte dinlemeyin.şimdi siz gidip,acayip şeyler dinlersiniz.liste vereyim hadi..

the doors
pink floyd
chopin
jamiroquai
squarepusher
shpongle,
trentemoller,
pantera,
sepultura,
amorphis, ve son olarak bolca arabesk…

 

HEDE HÖDÖ


Gördüğümüz ya da gördüğümüzü sandığımız ”şey”lerin tespit ve tahlili,yani onu algılayışımız ve bu durumdan çıkarabileceğimiz sonuçlara giden yol,bizim en hakiki değerimizdir.Günümüzün en büyük sorunlarından biri ise,tespitlerin akıl çerçevesinden çıkacak derecede bir bedbahtlık içine düşmüş olması ve bu durumun neticesinde yapılan tahlillerden çıkan sonuçların hiçbir şekilde doğruya ulaşamamasıdır.Öyle ki,bir problemde eğer soru yanlış sorulmuş ise siz doğru formülü ne kadar uygularsanız uygulayın sonuç her zaman yanlış çıkacaktır.Yani siz tespiti yanlış yaptıysanız üzerinde ne kadar doğru tahliller yaparsanız yapın varacağınız sonuç mutlak yanlıştır.Bu durumda yapılması gereken,öncelikle tespiti tahlille başlar.Akıl yolu ile tespitin genel doğruluğunu çözümleyip daha sonra doğru tespitin tahlili yapılmalıdır.Sonrasında tespitin farklı akıl yollarından tahlilleri bizi farklı fakat doğru tespitin ulaştırdığı çeşitli sonuçlara ulaştıracaktır ki buna fikir diyoruz.İşte fikir ayrılıkları, iyi tespit edilmis ve iyi tahlil edilmiş öngörülerin bütününden doğar.Bu hususta tespitten sonra tahlilin doğruluğu,yani iyi formülize edilişinin kuralları kişinin kendi akıl normlarında değerlendirilebilir.Yanlış tespitte doğru tahlil uygulamasındansa,doğru tespitte yanlış tahliller daha verimli sonuçlara çıkarabilir insanı.Çünkü insanın tespit yeteneği iç güdüseldir fakat tahlil düşünce ile ilintilidir.Günümüzün sorunu ise insanların zihinlerine sızan ve bu hazneyi karmaşıklaştıran bir sistemle karşı karşıya oluşudur.Maruz kaldığı bu bilgi bombardımanında insan ne kadar doğru tespit arayışında olsa bile, düşürüldüğü durum karanfillerle dolu uçsuz bucaksız bir vadide gülü aramaya benzer.Yani çölde gördüğü her serapta suya koşacak kadar vahim bir haldedir algısı.
Şimdiye kadarki tespitlerimi tahlil aşamasındayım.Yani ben bu tespitin doğruluğunu ve ya yanlışlığını kesinleştirmiş değilim…

MEKTUP


bu mektubu sana yazmıyorum. kime yazdığımı ve neden yazdığımı sorgulamaktan da acizim. yalanla başlayan bir mektup oldu bu.sorgulamaktan aciz değilim, sadece söylemekte acizim.söylemekte ile söylemekten arasındaki farkın da farkındayım.bu gibi şeyler geliyor aklıma.mektup adabım yok benim.çünkü herhangi bir mektup yazmadım,almadım.yazık mı bana acaba.ben öyle düşünmüyorum.olan olmuş mukabilinden kaçıveriyorum sayfayı hemen bembeyaz.dilin içinde boş boş geziniyorum görünen o ki,nasıl rastlasın bana öyle ağdalı cümleler,vanilyalı şiirler,ıhlamurlu şehirler. bitti. ———————————————————————- oldukca sacma bır yazı ardından kendı ozelestırımı yıne yazılı olarak hemen altına yazıverıyorum.cok sevıorum ben bu yazıverme olayını.hem begenmıyorum hemde begenmedıgımı yazıyorum.fikrimi kendıkendıme beyan ederken bunu yazıya donusturme hıssını herseyın ustunde tutuyor olmam ile yazının madden degerının gerceklesmesi için belli kuralların dahilinden kacıyor olmam çatısıyor olabılır.bu catısma kelımeler ve cumleler arası bir kavgaşa yaratıyor da olabılır.anlam karmaşası süzülesiceler diyesi bile gidiyor insanın bazen dilinden.işte tam burda bir şarkı dolanır dile.neden yazdığını hatırlar adam! da denmez şimdi tabii…cunku sarkının dile dolanması için frekanslar uygun değil.eleştri de: işte bence yukardaki yazı kötü olacaktı filan.kötü yazı eleştrisinin, aynı kişi tarafından, aynı kötülükte bir eleştiriye maruz kalmasıda, elektrik…

böğürtlen ve dantel


az önce böğrümden kopan gelen bir yazı yazdım.şimdi biraz saçmalama zamanı.’böğrümden’ olmadı orda zaten.başlıyorum o zaman…

az önce böğürtlen kokan bahçelerden bir çiçek aldım.güneşin en güzel ışığından almak için açmış renklerini.tiril tiril okul çocuğu gibi temiz,annemin ince tığlarla ördüğü danteller gibi narin.bide onu kolalıyosun filan dimdik oluyo,taş gibi.ılkokuldaki yakalara da kola iyi gider.bi de kapkara bi önlük.oh mis.sonra mavi filan yaptılar,boku o zaman çıkmaya başlamıştı işte.şimdi bak çocuklara,palyaço gibi geziyorlar.yazıktır günahtır ya.sonra bi de yok sekiz yıllık egıtımmıs,lise dört yılmış.ulan zaten saçma sapan bişey yapıyosunuz,bi de üstüne üstlük gereksiz hareketler.eğitim ne ulan.sen kimsin ki beni eğitiyorsun deyyus.
yaptığın zaten bi kere bilim dediğin şeye aykırı.beyin dediğin, farklı fonksiyonlara sahip iki lobu olduğu keşfedilmiş bir organ en nihayetınde.eğitim sistemi hala sadece beynin mantık, matematik, analiz, konuşma, yazma, listeleme gibi fonksiyonları olan sol lobunu kullanmaya devam etmektedir.ezberlet kaydet zamanı geldığınde ıstenılenı geri ver.lan böe şey olur mu.cok sacma degılmı.anlamadım ki.oysa, gelişen bilimin zımbırtısında, mantık ağırlıklı sol lobla beraber, hayal gücü,renk,şekil,ritim,bütünü görme gibi fonksiyonları olan sezgisel,üretken sağ lob da kullanılsa nolur.olmaz işte korktukları da bu.deli derler öylelerine.öyle götten film uydurmak yok.adam gibi ne veriyosak o.

çok sinirlendim okul ne ya.gerçi bizim insanoğluna müstehaktır.nasıl bir yaratıksa artık,anlamıyorum ki.

bi de bi çiçek filan anlatıyodum ben.böğürtlen bi de dantel.
o dantelin bir adı da oyamıydı.yoksa oya yapılan eylemın adımı.hanı oyalanıyoruz işte bızde bugun gıbılerınden.yok degıl.

acıksız


günün yorgunluğunu üstüne boşaltmak zorundayım.üzgünüm.bence sende bundan faydalanmaya bak.görülüyor ki yazıya başlarken ne kadar acıklı yazacağım dersem o kadar acıksız oluyor.nedendir bende anlamadım.acaba üzerimdeki acık artık yavaş yavaş kendini yok mu ediyor.hayır ama o benimdi.hep beraber kalacıktık.saf yalın halimi bir tek o bilecektı.kurutulmuş meyve tabağı gibiyim şimdilerde.çerez niyetine hayat,hem tatlı hem renkli hemde sert ve seri.bu böyle sürüp gitsin mi hayat,yoksa yeni acılara yelken mi açmalıyım.bu sefer hangi rüzgara bıraksam kendimi.ben oldum olası poyraz severim,deniz cam gibi olur o sıra.neyse görülüyor ki ben hala birileriyle gerçekten konuşuyormuşum izlenimi verebiliyorum.hayatta olduğuma dair bir belirti.kimine göre bir lanet,kimine göre hidayet.

Bende sınırlanan ruh hastası


Neye çatsam anlamsız bugünlerde.Tamamen bana ait bir yalnızlık bu.İç sorgulamalarımın dönüm noktalarından biri.Biri daha diyelim. İnsan, üzerinde ilmek ilmek işlenen bu hissi artık soluklarında hisseder,kan akar ihtimal…Ya burnunuzdan gelir oluk oluk,ya da ciğerlerinize çökmüştür pıhtısı.Ya verem olup gidersin,ya da beynini törpüler ağır ağır zaman.Pervasız bakarsın etrafa,anlamsız.Hayasızlaştıkça fikirlerin,hayalsizleşirsin. Tüm bunların acaba bir anlamı var mıdır?Şimdi herhangi birimiz kaybettik mi?neden akadaş neden bi açık açık anlat bakim bana.adamı hasta etmee.ne yani şimdi. baksana ben daha kendini analiz etmekten acizim yahu.ne cıgeri ne beyni ne kanı.sakatat dukkanı gıbı mubarek.ama olsa varya sımdı şöyle guzel yurek dalak bobrek.hele o dalak olcak az pişmiş,kanlı kanlı yıyeceksın onu.cocukluktan hastasıyım,tabaga suzulen kana ekmek banardım.tuzluu tuzluu demir tadı…sen boyle bır ınsanken yok sanatmıss yok edebıyatmış,romantızmmış.hassiktir lan ordan.hayvansın olum sen..pençelerin eksik olsa ustura tırnakların sokaklarda gırtlak avına cıkarsın.ırkçılık namına olmasa da insancılık namına vahşet yaratırsın.zaten ortam gergin hadi bismillah diyip…. Kendi dengesizliklerimin farkına varmış olmam,karşımdakine hiçbir şey kazandırmaz.Bana verdiği zararda da bir değişme olmaz.Her an kendine özgü limitlerde,kendine özgü gerçeklere sahiptir.Limit nedir?korku ve hazlar gelir akla .kavranması gereken birçok şeyin karmaşasında kavram oluşturamamak en basit kaçış yolu.yani kacıldıgını zannettiren yol.birileri akıl kontrolümüzü elimizden almış durumda.bu durumda konuşmam faydasız.

YAZ


Derisi yüzülmüş bir bahar geçti gitti.Sabahın ilk sesleri kargalar,kumru uğultuları ve bilgisayar.Kediler yok bugün, yeşil etekli kadın gelmemiş besbelli.Bir de martılar…Zaten köprüde balıklar üçer beşer sallanıyor gümüş gümüş.Gemiye atlayıp martılara simit atmanın vakti geldi de geçiyor.Şu iskeleye gidip martılarla kalkan bir gemiyi yakalamak lazım.Artık Üsküdar,Kadıköy farketmez.Aslında Burgaz’ın tepesine şöyle bir yürümekte ne güzel olur.Tepede çıkar ayakkabılarını toprağa bas.Nefesini hisset.Yok yok tatil zamanı gelmiş.Deniz istiyorum ben.Kaçmalıyım çocukluğuma.Her sene üç ayımı ayırmazsam, bir mevsimim gerçek anlamını taşıyamaz .”Su üstünde taş sektirmek istiyorum.” Cümlenin fonetiği bile erotik.Pardon egzotik.
Aman işte,neyse…

kahve’


bir kahve yapayım kendime. sonra da oturur bir şeyler yazarım diye düşünüyorum. aslında yazı yazmak için tek eksik şey kahve. ya da şimdilik öyle. az sonra kahveyle birlikte oturttuğumda başına,  yeni şeyler isteyecek bünyelere sahibiz oysa. hem ben ne oturmasından bahsediyorsam , anlayamadım ki. ev oturması gibi bir şey canım. hani derler ya ev oturmasına geleceğiz bugün. yoksa yok muydu öyle bir şey. ”ev oturması”, pek varmış gibi tınlamıyor bu bence ya. akordunda bir sorun var. ra kaymış. o da bir tanrı sonuçta ama kaymış işte. bunlar hep mukadderat ben söyleyeyim.
neyse dur bi kahve..

pekte sevmem ya, ama ıce tea yok evde, şimdi üşeniyorum çıkmaya..

kahve


şimdi acaba klavyede yazarken noktadan sonra cumleye buyuk harfle baslamakla,kalem kagıtta aynı ıslemı yapmak arasında zaman farkı var mıdır.yanı bılemıyorum.bu konuyu dusunesım geldı.kendı adıma konusmam gerekırse ki gerekır.ne kadar sacmaymış lan o.kendı adıma konusmam gerekırse.tabı bılemıyorum ınsanlar bu cumleyı cumle ıcınde kullanabılırler ama boyle bır cumleyı kurabılecek bır ortam yasamadım hiç dersem,bu sadece hatırlayamadığımdandır.bence yani, ne alaka şimdi.ama zaten olaya başlangıçta ne alaka kıvamında oldugu ıcın aynı rahatlıkta devam edebılırız.hımmm.ben klavyede buyuk harf ımla kuralı fılan derken demek ki yazdıklarımı ister istemez zaman engeli veya çekimine maruz bırakıyorum.acaba maruz mu magruz mu.şimdi googla da bakamam.bakarsam su sacmalama belkı de burdan devam edemeyecek.o yuzden maruz diyorum ve anında bir ters u dönüşü doğru hayvanat bahçesine… ya da kalem kağıt kullanmaya devam.bilemem ki hepsinin ayrı bir havası var.durdurdum kendimi.bi kahve yapım dıcem de.sabah oldu.

dengesiz


Kimsenin tanıyamadığı kadar bende tanıyamıyorum kendimi.Olur olmaz soruların eşiğinde takılıp kalıyorum zamanlarca.Bir dokunuştan uzak,ifadesiz bir haykırış gibi susakalıyorum.Susa susuyorum sonra kızıp susa.Böyle sürüp gidiyor,algıdaki serzeniş.Uzun uzun birseyler anlatmak istiyorum oysa kelimelerle,bir bakmışsın odamdakı duvara kusuyorum pastel renklerle.Ya da tamam şimdi oldu diyorum bir an,bir bakmışım ellerimde enstruman.Sesler çıkıyor içli dışlı gereksiz.Görüyorum ki en sevdiğim şey bile kendi içinde dengesiz.

Biri


Bak şimdi bir daha deniyorum diğer heyecanlardan bağımsız.Her zaman ki gibi,hep yaptığım gibi.Her şey de olduğu gibi tekrar dene…

Tekrar deneyiniz,lütfen bekleyiniz…

Biri bizimle çok fena takılıyor ama…

anlık


Bir de bir masal vardı.Şimdi tam olarak hatırlamıyorum ama.Bu yüzden masal fikrinden vazgeçiyorum.Hem masallara inanmayız ki biz.Öyle hani kendimizi çizgifilm kahramanı filan da zannetmeyiz.Walt Disney’inde ne bok olduğunu biliyoruz,Hollywood’un da.Zaten kafamız karışık onlarca yıldır,bir de rengarenk şeyler çıkarmayın başımıza diyebiliyoruz.

Bu yüzden konumuz yok.Bu da bitti.

Düşünüyorum da birşeyler yazmaya karar verme süreciyle kelimelerin karışmaya başladığı anda ki ara çok heyecanlı.Orda herşey birbirine karışıyor.Sonucunda birşey yazmıyorsun tam anlamıyla tam hissetiklerinle.Fakat heyecan güzel.

kalıcı


Ne mutlu bana bugün bu yerde.öylesine masum,sakin,bir köşeye çekilmiş susabiliyorum sessizce.

Kurabiliyorum en nihayetinde birkaç basit cümleyi.

Seslendirebildiklerimin gizli gücünü burda hissedebiliyorum.ağdalı bir bacağı ağdalı bir cümleye tercih ediyorum.

küt


gün gelir işte çatar kapına.ne olduğunu anlayamazsın bile.parmakuçlarına kadar düşmüştür artık bu acı.ulan yine mi acı diyorum kendime ama.bir çıkar yol bulamıyorum.bunu seviyorum.pul pul dökülen tenimi her gün temizlemeyi.evet temizleyerek saklanır acılar.siz hiç tozu alınmamış bir kütüphaneyle ,tozu alnmış kütüphaneyi bir tutabilir misiniz?belki… ama ben kesinlikle tutamam.gerçi şu güne dek bir kütüphanem de olmadı ya.belki… belki değil,neyse…ya işte böyle karmaşık bir durum.açılış için cok mütevazi..anlamsız cümleler,iki noktalar.

gelir işte gün kapına,çatar.kulaklarımda uğultu.boğuk nefesler gibi.bir kenara çökmüş puslu gecenin rengini seyrediyor.üçüncü tekir kimin kedisi mesela.buna benzer sorulardan yola çıkarak acıyı takip ediyorum.hiçbir zaman,zamanlamanız bir dikdörtgenin herhangi köşelerinin kesiştirildiğinde oluşan zaman dilimlerinden,şimdiki zaman kesiitinde oluşan zaman dilimlerine denk gelmez…hem orası neresiki,ne dikdörtgeni.boşverin canım bunları.

bazen delirmek üzere olduğumu düşünüyorum.nasıl çıkarılır bir isim toplamı bir etmeyen diğer bir,bir isimden.

gerçekten saçmalıyorum.ne hoş.

bence sen artık burdan çekip gitmelisin.hani ne oldu hıçkıra hıçkıra ağlayan sümüklü çocuğa.
ben onu cok seviyorum ya.-ya lara da bir usturup peydah oldu.

demek ki bir şey yazarken google’a ustrup mu usturup mu diye yazarsan ne yazdığını unutuyorsun.kalem kağıdın gözünü seveyim ben.fışır fısır.denızzz kıpır kıpır içim kıpırtısızz..o da ne güzel şarkı.

ah ya


biraz kendimde gibiyim şimdilerde.alımsız sade bir iççekişten ibaretim.durgun,belkide bir kuyu,karanlık,uçsuz bıçaksız.
zaman düşüyor işte sen koştukça.ya da kaçıyor işte,her neyse,her kimdeyse neyse bileniyorum.
evet anlaşıldığı üzre böyle saçma sapık kelimelerle bir yere varılamıyor.
o zaman en iyisi durmak,en kötüsü de elektrik bence.

pek azımsanacak sayıda bir içkaçış değil bu aslına.hareket halinde herşey şey ve ihtimaller üzerine kuruluymuş dünya.bir nevi,kader.

koyu kumsal bir şehir gibi kadın.ya da yine koyu kumsal ama kadın gibi bir şehir.ve de her neyse.kutu kutu pense,hatta piyano piyano portakal,hem de otomatik.

galiba odamın duvarı için bir şeyler almalıyım.değişiklik güzel şey.yeni bir benimseyiş özümseyiş.her seferinde hüsran olsa da sonumuz,ne yapalım böyle gelmiş,böyle gelmiş.

velhasıl kelam,gidiyormuştum.

Karmaşık


insan konuşabildiğini sanır.seslere dönüştürebildiğini evrendeki hislerini.düşündüğü onca gereksiz şey üzerinden zıplayabileceğine inanır gerçeğe.bu güruha kapılıp gitmekteyiz.

zaman,şimdiki ,geçmiş,geniş vs. … nasıl adlandırırsanız adlandırın,nasıl çekimlendirirseniz çekimlendirin,o daima hareketlidir.ve hareketinin içinde siz ancak uyum gösterirseniz daha iyi görebilir,duyabilir,hissedebilirsiniz.

böyle çok bilmiş havalarda konusma hakkını nerden buluyorum diye sordum bir an kendime.o da dedi ki: öyle bir hakkın yok.ozaman bende odamdaki mum ışığından yada bonzai ağacından bahsedeyim.mum ışığı fikri de aklıma bir anda geldi.dün gece elektrikler kesildi ondan sanırım.bonzai de karşımda duruyor öyle.ölü.kuru.kabukları sert.içinden ruhunun alındığı besbelli zavallının.nefes almadığı rengine bir kara damga gibi vurulmuş.hayatımda ilk defa mı bir ağaca üzülüyorum.çiçek seven insanlar tanırım.konuşanları besbelli.ağaca isim kazımak vardı.aynı çeşmeden su içmek.benim için birlikte denize girmekte bu duyguları çağrıştırıyor.evet bir çeşmeden su içen iki insanın ruh hali gibi birşey bence suyun içinde olmakta beraber.su bir kere güzel şey..
kötü olan elektrik.düşünebiliyor musunuz eğer biz canlılar bir enerjiden meydana geliyorsak ki öyle,etrafımızdaki bu elektrik illeti bizi nasıl etkiliyordur.şimdi ne yapalım yüzyılları geri mi alalım yani dimi.elektriksiz hayatımı empoze edelim beyinlere.hem siz kimsiniz ne empoze ediyorsunuz….iletişim ne olacaktı değil mi.iletiştik de ne oldu.bireysel çabalarımla ilkel hayata başlamayı planlamam gerektiğinide anladım az önce.ama tabi buna benzer birçok şey gelip geçiyor.çünkü bizler kendimize hakim değiliz.uykudayız.

sevdiğinizi mi sanıyorsunuz.inandığınız oluyor mu bazen.ya peki en inandığınızın çelmesiyle düşmüş olanlar varmı aramızda.tek bir şansımız varsa eğer.artık kaybettiğini bilenler için yeni bir yol daha yoksa.

dur!
ne zaman biter diye sorma kendine,önce sen dur yerinde.kıpırdama.küçük rüzgarlarını hisset teninde yaşamın.ufak tefek acılarını anla.

yine kendimi kaybettiğim anlar…oluyor bunlar hep.öylece durup anlamsızca cümleler savurmanın hazzı bu.bütünselliğin korkusu ve hiçliğin şarkısıdır.