başı sonu sen


bir yalnızlıkta iki kişi…
işte böyle kelime oyunlarında hep kaybettim ben,
ne demek istediğim anlaşılamadı.
ki ben zaten, hiç bir anlamı yalnızlaştıramamıştım daha,
velev ki, ne gerek var.
düz yazsam, aralıksız, geniş oluyor, alt alta sıralasam, boyu uzun şiir.

hiçbir şekle sığdıramıyorum anlamını yokluğunun

hiçbiri anlatamıyor beni bana,

sen nasıl anlayacaksın!

aslında hep uzun bir yazı yazmak istemişimdir.

sayfalarca ama.

başı sen, sonu sen bir nefeste.

olmadı.

 

Reklamlar

peri


gizemli peri, geçmişten kalan,
sarsan güzelliğiyle tüm gerçekliği.
uçuşkan sihirli bir edebiyat,
naif karışkan bir şarkı,
parlayan ateş gibi sessiz.
yaşayan sanata inat,
su gibi biçimsiz.
ne hayal, ne gerçek peri,
isimsiz.

kaçak


dudağımda paslı iğnelerle dikilmiş ismin,
bir açsam ağzmını,
kanarım…

her gün suretine dokundugum duvar,
kokuna sarıldıgım yastık…
ve akla gelmez her şeyde seni ararım.

ben fikrimce her gün yanarım,
sen bahtınca yasarken.
ben aklıma kanarım,
sen şaşarken.

şiir bilmez çocuktum oysa dün,
bugün şiir duysam kaçarım.

bilmiyorum ki


kum tanelerini çiğneyerek okumanın,
yaşamanın,
ne demek olduğunu,
severken derinden korkunç bir nefretin tüm kalaları kuşattığını hissetmek,
ağlarken oh olmuş sana ey adam
ey adam suretindeki mahluk
demenin,
selam verip almanın imkansızlığında yığılıp kalmanın
ne demek olduğunu,
korkunun saltanatına boyun eğmeden dimdik durabilmenin
ve gayri hep öyle yaşamanın…
beni delirten kelimelerle koyun koyuna yatmak zorunda olmanın …

ah…

bilmiyorum


ey kalıp ıcınde kalıp, bıcım ıcınde bıcım,
yoklugunda bır nefesı alırken
ruhuna zerk etmıs zehrı kusmanın acısını bılıyor musun?
aklına dusmus bır soruyu yuzlerce kez cozup,
her seferınde dogruyu bulduguna ınanmayı…
pencere kenarından bır kedıye ımrenmeyı,
saatın sesının yosmalasmıs bedenıne her carpısında
zamana aldanmayı…
paslı çivileri bogazından kanlı ıhtılallerle dokmeyı
bılıyor musun?
hıcbır sey bılmeden ölüp dirilmeyi…
kelımeler kelımeler kelımeler…
bılmeden, anlamadan, ucup gıdısını ızlemenın acısını
bılıyor musun ?

denzorden


gerçekten.
bazen her şey çok karışık.
kırışık bildiğin tüm kadınlar,
aşkların ruhu yılışık.
nasılsa suç bulmak kolay.
anlam vermek zor bir ayrılığa,
zor
dolanıp durmak umutsuzluğun aynasında,
renksiz bir geceye yaslamak sırtını.

gerçekten…

yoksun


tutarsız iklimin biçimsiz çocuğu,
haykır olanı biteni artık.
sök at içinden acı katranını.
iadesini bekleme aşkının,
gidenin ellerinde zamansız bir bomba gibi kalsın bırak.
karmaşıklığında zihninin,
çözümsüz sorulara inat,
arama tahtını.
herkesin anlayacağı dilde sev.

şimdinin katili


içim sıcak,dışım soğuk savaş.

kırık dökük köprülerde cirit atıyorum yalnızlığa

sırtımda onca düşün ağırlığı…

düşün, onca ağırlığı sırtımda taşırken,

paslı bir silahın tetanozuyum üstelik,

kanı bozuk bir katilin,hayalini yaşıyorum…

biri almış benim yarınımı,

bugünümde vuruyor suratıma.

üstüne kusuyorum şimdinin,

bedeni gazi,ruhu şehit adamı yaşıyorum.

 

BİLMECE




sabaha kadar şiir yazasım var çocuk,

anlamını sorgulayana inat.

biçimsiz şekiller çizesim var camın buğusuna.

ne bileyim,

suyun tortusuna,kedinin korkusuna,

ruhsuz kafatasına yazasım var işte.

kim ki burda fikrimi sorgular,

anlam katarsa anlamıma,

düşecektir zaman çukuruna.

şiir nedir diye sormam ben,

yazarım içimi,

ve susar dururum öylece.

sen şiir demezsin belki,

o zaman, olsun sana bilmece.

Dipsiz


Yüzüme kokun çarptı,böldü beni mevsimlere… 

Dipsiz çukurların yoluna sürükledi,

sözlerimle tırmalayıp durdum duvarları.

Kabuğum soyuldu sandım hep,

her seferinde yeni biçimsizliklere gebe kaldım.

Durdum, soğuk, kurak rüzgarların içinde,

kalıbıma boşluk, fikrime serseri mayınlar aradım.

Kulakları ama,gözleri dilsiz,dudakları sağır insanlar hortladı içimden.

Kustu içim içime yalnızlığı, sayfalarca seni kokladı,

atladı biri rüyamın üzerinden,uykularım kısa kaldı.

Ve özneler sonunda bir sisin ardına saklandı.

Düştü ya ruhun içime, artık bende benim,sende benim,oda benim

Yerde bulunsam beş para etmez adamım,gözün aydın.

dil


fikrimin yolları benim sözümde bozuk,

perdesi güneşe kapalı pencere.

kursam cümleleri bir bir olmaz,soğuk,

birbirine girmeli her hece.

dil sudur,hayattır,

karanlık gecede gözlere nur,

girdimi akla inattır.

kimine açıktır yolları,kimine sur

aç kalırım değişmezse ahengi,

zaten değişmeyen şey bayattır.

TUT Kİ


Tut ki bitti gece,
en hızlı yerinde içinin,içimizde paçavra düş,
kanlar içinde..
Kulağında korkulu ses,
dudağımdan dudağına ebedi kafes.
Tut ki bitti hece,
en güzel yerinde şiirin,gölgemizde tavrı düşmüş yüz,
sisler içinde…
Teninde sıcak nefes,
ruhunda nutku nutkumun.

ölsen de koklasam


bilmem ki nasıl anlatmalı
kelimelerle nasıl anlamlandırmalı…

simdi pencereden ılık bir rüzgar vurdu yüzüme
yine seni hatırlattı
büklüm büklüm duran bu sayfayı.
hani dedim bir günlükmüşcesine yazmalıyım
durmadan durmaksızın
sana aktıgını bildigim satırları,
gökyüzünden sana bırakılacak bır sihir gibi belkide.
ben olmam icin,
olabilmem icin karsında
koşmalıyım cümlelerce sana.
her nokta yeni bir hayal doğurmalı,
ve her şiir yeni bir gerçek başlatmalı.
yok yok dalıp gitmeyeceğim uzaklara…

aslında,
ölün kokmalı buram buram şehir,
ve herkes maskesiz seni solumalı…

 

Temasız


Bir kaç şey biliyorum.
Islak kadın kokusu mesela…

Akşam üstü sonrası,güneşi çekmiş bir ten ıslandıkça sarsar içimi.
Gece yarısı öncesi yada sardıkça odamı, esner gölgelerin biçimi.

Ters düz her şey, yokken sen,
Değişecek elbet dediklerin hala diğer parçam,
Uçuklamış şehir acısı gibi uzaklığın.

Bir kaç şey biliyorum ama,
Bir çok şey ödüyorum.

?


Kanı bozuk şehir,
Sihri kırılmış bilge,
Dili kemikleşmiş beden.
Sarpa saran kokusu etrafı ihanetin,
Anlam bütünlüğünü kaybetmiş kadın.
Tadı kaçık şiir,
Zehri akan dillerde.
Ehli vurulmuş fikir,

şehir


Teni,kızgın bıçaklarla delik deşik,
Sıcak kan kokusu sokaklarda.
İğfal edilmiş insanların buharı gökyüzü.

Sorular ama,cevaplar yitik,
Yollar karmaşık,ışıklar bitik.
Fikri yeraltında sıçan,
Zikri yeryüzünde köstebek.
Oyunun kurbanı şehir.

kadın ‘


karmakarısık sehrin ortasında adeta,
ilmik ilmik örülmüş sorularla karışık,
kimdi kadın bu yok olmuşluğuyla.

kanla karısık bahardı sanki…
yazları sıcak,kışları kurak bır iklımi vardı besbelli
ağladığı yer kadar yandıgı yer vardı.
kimdi kadın…
ölüm sarhoşluğuyla masum kelime,
duvarlarında küfler vardı..
ben unutuldukca hikayemde,
o hergun doğan kahramandı…

kadın


karmakırışık bir perde gibi,
aglayan pencerelerde kadın.
en yakınında korur kendını senden,
en sonuna kadar gelir yolun,
en görmedigini koyar gizli kutusuna,
ve öylece geçer karşına durur…
saçmasarmaşık karmakarmaşıktır dilleri
kücük elleriyle büyük darbeler vurur,
ve dünmüşsün gibi bakar yüzüne kendi yarınından,
cok geçmez bir zamana unutur

aşk


tende rengi soğuk ,soluk.
nefesi ölüm yatağında boğuk senfoni
içi geçmiş bir şehir gibi donuk,
anlam tekrarı ,fakir şiiri…
gölgesi kanlı kukla
kendisi hiçin piçi…

mukadderat


bir bir biçimlenıyorum pençelerinde sehrin,
pencerelerinde uzun umutsuz şiirin…
oysa yalnızlık çeker canım,
yada kırk gece girsem karanlıga,
düşlerimde pırıl pırıl gökyüzü,
nehrin şarkısı
rüzgarın ruhu
tek tek dolassa
sicim sicim içimde
ve …
güzel şeyler yazmak gelmiyor içimden,
garip bir şey kokuyor cümleler,
hiçbirşey anlayamayan
ve anlatamayan hamleler…
genetiği bozulmuş sanat
dili geçmiş bayat
duvarlar set set gizem
ve hersey mukadderat..